CHP’li Seda Kaya Ösen’in “kültür ve sanat temel bir insani haktır” çıkışı, Türkiye’de kültürel eşitsizlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Dünyanın birçok ülkesinde kamusal bir hak olarak kabul edilen kültür politikaları, Türkiye’de giderek piyasanın ve sınıfsal ayrıcalıkların belirlediği bir alana dönüşüyor.
Kültür Politikası mı, Ayrıcalık Rejimi mi?
Seda Kaya Ösen, yaptığı açıklamada kültür ve sanatın toplumun tüm kesimleri için erişilebilir olması gerektiğini vurgulayarak, “Sanata erişimin olmadığı yerde kutuplaşma, korku ve umutsuzluk büyür” dedi. Ösen’in açıklaması yalnızca kültürel bir talep değil; aynı zamanda Türkiye’de yurttaşlık haklarının nasıl daraldığına ilişkin siyasal bir eleştiri niteliği taşıyor.
Bugün Türkiye’de konserden tiyatroya, sinemadan çocuk atölyelerine kadar birçok kültürel etkinlik büyükşehir merkezlerinde yoğunlaşırken; Anadolu kentlerinde yaşayan milyonlarca yurttaş kültürel üretimin dışında bırakılıyor. Yüksek bilet fiyatları, kamusal kültür merkezlerinin yetersizliği ve yerel yönetimlerin sınırlı imkanları, sanatı giderek belirli gelir gruplarının tüketebildiği bir alana dönüştürüyor.
Bu tablo, kültürün bir hak olmaktan çıkarılıp piyasa nesnesine dönüştürüldüğü daha geniş ekonomik ve siyasal dönüşümün de parçası olarak değerlendiriliyor.
Dünya Örnekleri Kültürün Kamusal Hak Olduğunu Gösteriyor
Avrupa’nın birçok ülkesinde kültür politikaları sosyal devlet anlayışının temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Fransa’da devlet destekli tiyatrolar, müzeler ve sanat merkezleri kamu bütçesiyle finanse edilirken; gençlere ücretsiz ya da düşük ücretli kültür kartları sağlanıyor. Almanya’da belediyeler kültürel faaliyetleri yalnızca “sanatsal etkinlik” değil, toplumsal uyum politikası olarak ele alıyor.
Kuzey Avrupa ülkelerinde ise kültüre erişim, eğitim ve sağlık kadar temel bir yurttaşlık hakkı kabul ediliyor. Özellikle Norveç ve Finlandiya gibi ülkelerde çocukların yaşadıkları bölgeden bağımsız biçimde kültür ve sanat faaliyetlerine erişebilmesi için merkezi bütçeden özel pay ayrılıyor.
Türkiye’de ise uzun yıllardır kültür politikalarının kamusal bir hak anlayışıyla değil, daha çok ideolojik ve ekonomik önceliklerle şekillendiği eleştirileri yapılıyor. Kültür merkezlerinin kapatılması, bağımsız sanat alanlarının ekonomik baskılar nedeniyle küçülmesi ve sanat üreticilerinin güvencesizleşmesi bu tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Sanatın Yokluğu Yalnızca Kültürel Değil Siyasal Bir Sorun
Uzmanlara göre kültür ve sanat yalnızca estetik üretim alanı değil; aynı zamanda toplumların birbirini anlama, empati kurma ve ortak yaşam geliştirme kapasitesini güçlendiren temel araçlardan biri. Bu nedenle kültürel erişimdeki eşitsizlik, yalnızca sanatsal değil, demokratik bir sorun olarak da değerlendiriliyor.
Ösen’in “İstanbul’daki bir çocukla Kars’taki, Mardin’deki ya da Konya’daki bir çocuğun kültür ve sanat imkanlarına eşit şekilde ulaşabildiği bir Türkiye mümkündür” sözleri de tam bu noktaya işaret ediyor. Çünkü kültürel eşitsizlik derinleştikçe, toplumsal ortaklık duygusu da zayıflıyor.
Bugün dünyanın birçok yerinde devletler kültürü toplumsal barışın ve demokratik yaşamın bir parçası olarak görürken, Türkiye’de kültür politikalarının hâlâ merkezi bir hak tartışmasına dönüşememesi dikkat çekiyor.
Kültür Hakkı Aynı Zamanda Yurttaşlık Hakkıdır
Kültürel ihtiyaçların kamusal kaynaklarla karşılanması, modern sosyal devlet anlayışının temel unsurlarından biri olarak kabul ediliyor. Eğitim, sağlık ve barınma gibi kültür de bireyin toplumsal yaşama katılımının asli parçalarından biri sayılıyor.
Bu nedenle kültüre erişim meselesi yalnızca “sanat politikası” değil; gelir dağılımından bölgesel eşitsizliklere, ifade özgürlüğünden demokrasiye kadar uzanan geniş bir toplumsal tartışmanın parçası olarak öne çıkıyor.
- Sanata Erişim Olmayan Yerde Demokrasi Eksiliyor - 20 Mayıs 2026
- Alkışın Vicdanı Var Mıdır? - 18 Mayıs 2026
- Taksim’e Yasak, Emeğe Baskı - 29 Nisan 2026



















