Yazar Ece Temelkuran, otoriterleşme, sürgünlük ve “yurtsuzluk” deneyimi üzerinden çağımızın siyasal krizini analiz ederken; umudu değil eylemi, korkuyu değil insan sevgisini merkeze alan yeni bir politik dilin zorunluluğuna işaret ediyor.
Sürgünlükten “Yurtsuzluk”a: Yeni Bir Varoluş Hali
Ece Temelkuran, CCCB’de gerçekleştirdiği söyleşide son kitabı La Nación de los extraños üzerinden çağdaş dünyanın temel krizlerinden birini “yurtsuzluk” kavramı etrafında tartışmaya açıyor. Temelkuran’a göre bu durum yalnızca fiziksel evsizliği değil, bireyin dünyaya ait olma hissini yitirmesini ifade ediyor.
Yazar, modern insanın yaşadığı tükenmişliğin temel nedenlerinden birinin, “her şey normalmiş gibi davranma zorunluluğu” olduğunu belirtiyor. Bu sahte normalliğin yarattığı yorgunluğa karşı ise ortak bir kader bilinci öneriyor: “Hepimiz aynı durumdayız.”
Umut Değil İnanç: Eylemin Felsefesi
Temelkuran’ın en dikkat çekici çıkışlarından biri, “umut” kavramına yönelttiği eleştiri. Ona göre umut, edilgen bir bekleyiş hali üretirken; gerçek dönüşüm ancak eylemle mümkün.
“Umut, bekleyenler içindir; inanç ise harekete geçenler için” diyen Temelkuran, insanlığın artık bir “hayatta kalma modu”nda olduğunu savunuyor. İklim krizi, savaşlar ve otoriterleşme karşısında beklemenin değil, doğrudan eylemenin zorunlu hale geldiğini vurguluyor.
Küresel Siyaset Ve Yeni Aktörler: Yerelden Yükselen Güç
Barcelona’da düzenlenen küresel ilerici buluşmaya da değinen Temelkuran, özellikle Pedro Sánchez’in politik duruşunu “cesur” olarak nitelendiriyor. Göçmen politikaları, Gazze konusundaki tutumu ve uluslararası alandaki çıkışları nedeniyle Sánchez’in artık “küresel bir figür” haline geldiğini ifade ediyor.
Aynı bağlamda Türkiye’den Özgür Özel’in de zor koşullar altında dikkat çekici bir siyasi performans sergilediğini belirten Temelkuran, bu tür karşılaşmaların “yeni bir siyasal hattın başlangıcı” olabileceğine işaret ediyor.
Yerel yönetimlerin yükselen rolüne de dikkat çeken yazar, Ekrem İmamoğlu gibi figürlerin küresel siyasette giderek daha belirleyici hale geldiğini savunuyor.
Utanç, Post-Truth Ve Faşizmin Yeni Yüzü
Temelkuran’ın analizinde en çarpıcı başlıklardan biri “utanç” kavramı. Ona göre günümüz siyasetinde faşizmin yükselişi, yalnızca ekonomik ya da kurumsal krizlerle değil, aynı zamanda kamusal utancın ortadan kalkmasıyla ilişkili.
Post-truth (hakikat sonrası) çağda bireylerin “istediği gerçeği seçebildiğini” belirten yazar, geçmişte dile getirilmesi bile zor olan söylemlerin bugün rahatlıkla ifade edilebildiğini vurguluyor. Bu durumun, aşırı sağ siyasetin önünü açtığını ifade ediyor.
Bu bağlamda Pedro Sánchez’in “utancın taraf değiştirdiği” yönündeki sözlerini önemli bulan Temelkuran, bu utancın yeniden siyasal bir araç haline getirilmesi gerektiğini savunuyor.
“Yabancı”dan Öğrenmek: Siyasetin Unuttuğu Ders
Temelkuran’a göre çağımızın en büyük öğretmeni “yabancılar”, yani göçmenler ve mülteciler. Çünkü onlar geçmişe tutunmadan, geleceğin garantisi olmadan “şimdi”de yaşamayı biliyor.
Bu durumun siyasete de örnek olması gerektiğini belirten yazar, politik aktörlerin artık uzun vadeli hesaplar yerine doğrudan eylem üretmesi gerektiğini ifade ediyor.
Ancak Temelkuran, Batı’nın sürgün anlatısını da eleştiriyor. “Medeniyetin kollarına kaçış” hikâyelerinin Avrupa’ya gereğinden fazla kredi verdiğini savunan yazar, aynı Avrupa’nın mültecileri denizde ölüme terk ettiğini hatırlatıyor.
Korku Ve Sevgi Arasında: İnsanlık Hangi Yolu Seçecek?
Temelkuran’ın yaklaşımında insan doğasına dair temel bir ayrım öne çıkıyor: İnsanlar ya korkuyla ya da sevgiyle karşılanır. Bu iki yaklaşımın siyasal karşılıkları ise açık: faşizm ve sol siyaset.
Günümüzde korku siyasetinin yükselişte olduğunu kabul eden Temelkuran, buna karşı verilecek yanıtın da cesur olması gerektiğini vurguluyor: İnsanlara inanmak ve onları sevmek.
Uluslararası Kurumlar Ve “Yeni Arayış”
Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların meşruiyet krizine de değinen Temelkuran, bu yapıların tamamen işlevsiz olmadığını, ancak yeniden inşa edilmesi gerektiğini savunuyor.
“Batık bir gemiyi mercan resifine dönüştürmek” metaforunu kullanan yazar, mevcut yapıların dönüştürülerek yeni bir küresel siyaset inşa edilebileceğini ifade ediyor.
Kaynaklar
- Ece Temelkuran ile yapılan söyleşi, CCCB, Barcelona
- İspanyol basınında yayımlanan röportaj metni



















