back to top
Ana Sayfa Haberler Şile Dosyasında 13 Aylık Bekleyiş Bitti, Adil Yargılama Sınavı Başladı

Şile Dosyasında 13 Aylık Bekleyiş Bitti, Adil Yargılama Sınavı Başladı

Şile Belediyesi soruşturmasında tutuklu sanıkların yaklaşık 13 ay boyunca iddianame beklemesinin ardından dosya nihayet yargı aşamasına taşındı; ancak iddianamenin hazırlanmış olması, uzun tutukluluk süresinin yarattığı hukuk sorunlarını ortadan kaldırmıyor. Bundan sonraki temel soru, sanıkların yalnızca yargılanıp yargılanmayacağı değil, Anayasa ve uluslararası hukukta güvence altına alınan makul sürede yargılanma, savunma ve adil yargılanma haklarının gerçekten korunup korunmayacağı olacak.

13 Ay Sonra Gelen İddianame

Şile Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan belediye yöneticileri ve çalışanları açısından yaklaşık 13 aydır devam eden iddianame bekleyişi sona erdi. 13 Temmuz 2025’te başlayan tutukluluk sürecinin ardından iddianamenin 11 Ağustos 2026’da tamamlandığı bilgisi, dosyanın artık soruşturma aşamasından kovuşturma aşamasına geçmesinin önünü açıyor.

Şile Belediyesi’ne yönelik ilk operasyonun ardından Belediye Başkanı Özgür Kabadayı tutuklanmış, soruşturma kapsamında belediye çalışanları da gözaltına alınmıştı. Aralık 2025’te dosyada ikinci bir operasyon gerçekleştirilmiş ve 22 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti.

Ancak soruşturmanın uzunluğu boyunca özellikle tutuklu bulunan belediye çalışanlarının iddianame olmaksızın cezaevinde tutulması, dosyanın hukuki niteliğinden bağımsız olarak tutuklamanın istisna, özgürlüğün esas olması ilkesini yeniden gündeme getirdi.

Şile Belediyesi’nde görev yapan şehir plancısı Evren Buçan’ın da göreve başladıktan yaklaşık üç ay sonra tutuklandığı ve uzun süre hakkında iddianame hazırlanmadan cezaevinde tutulduğu daha önce çeşitli haberlerde yer almıştı. Toplumsal Bellek, Temmuz 2026’da Buçan’ın yaklaşık bir yıldır iddianame beklediğini bildirmişti.

İddianame Geldi, Hukuk Tartışması Bitmedi

İddianamenin hazırlanması, kuşkusuz yargılama hakkının kullanılabilmesi bakımından önemli bir aşama. Çünkü savunma hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için kişilerin hangi somut fiillerle, hangi delillere dayanılarak ve hangi hukuki gerekçeyle suçlandığını bilmeleri gerekiyor.

Fakat 13 ay boyunca iddianame olmaksızın devam eden tutukluluk, dosyanın bundan sonraki aşamasında da hukuk açısından sorgulanmaya devam edecek. Zira iddianamenin hazırlanmış olması, geçmişte yaşanan uzun tutukluluğu kendiliğinden hukuka uygun hale getirmiyor. Mahkemenin bundan sonraki değerlendirmesinde tutukluluğun devamı için somut gerekçelerin bulunup bulunmadığı, kaçma veya delilleri karartma riskinin gerçekten mevcut olup olmadığı ve daha hafif tedbirlerin yeterli olup olmayacağı ayrıca ele alınmak zorunda.

Bu nedenle Şile dosyasında asıl yeni dönem, iddianamenin tamamlanmasıyla birlikte başlıyor. Artık kamuoyunun önündeki soru “iddianame nerede?” olmaktan çıkıp “iddianame hangi delillere dayanıyor ve sanıkların savunma hakkı nasıl güvence altına alınacak?” sorusuna dönüşüyor.

Belediye Dosyasından Hukuk Devleti Testine

Şile Belediyesi soruşturması, son dönemde CHP’li belediyelere yönelik adli süreçler bağlamında da izlenen dosyalardan biri oldu. Ancak bir belediye hakkında yolsuzluk, rüşvet veya başka bir suç iddiasının bulunması ile o belediyede çalışan kişilerin suçlu olduğu sonucuna ulaşmak arasında hukuken aşılması gereken çok önemli bir eşik bulunuyor: masumiyet karinesi.

Soruşturmanın konusu ve suçlamaların niteliği ne olursa olsun, kişilerin suçluluğu kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadıkça sanık sıfatının ötesine taşınamaz. Aynı şekilde kamuoyunun siyasi tartışmalar üzerinden oluşturduğu kanaat de mahkemenin yerine geçemez.

Bu nedenle Şile dosyasının bundan sonraki aşamasında yalnızca iddianamede hangi suçlamaların yer aldığı değil, bu suçlamaların somut, denetlenebilir ve hukuken elde edilmiş delillerle desteklenip desteklenmediği belirleyici olacak.

Savunmanın Önündeki Yeni Eşik

İddianamenin hazırlanmasıyla birlikte sanıklar ve avukatları ilk kez suçlamaların bütününü ve savcılığın delil örgüsünü sistematik biçimde görme imkanına kavuşacak. Bu aşama, savunmanın etkinliği açısından kritik önem taşıyor.

Şile Belediyesi’nde yalnızca birkaç ay görev yaptığı belirtilen bazı çalışanların soruşturmaya dahil edilmesi de yargılamada bireysel sorumluluğun nasıl kurulacağı sorusunu önemli hale getiriyor. Örneğin Evren Buçan hakkında daha önce yayımlanan haberlerde, Şile Belediyesi’ndeki görevine başlamasından yalnızca üç ay sonra tutuklandığı, ihale komisyonunda yer almadığı ve imza yetkisinin bulunmadığı yönündeki savunmalar aktarılmıştı.

Bu tür iddiaların doğruluğunu nihai olarak mahkeme değerlendirecek. Ancak demokratik hukuk devletinin temel ilkesi tam da burada devreye giriyor: Bir kişinin kamu görevlisi olması, hakkında suçlama bulunması veya bir soruşturmanın parçası haline gelmesi, onun suçlu olduğunu göstermez; suçlamanın somutlaştırılması ve kişinin bunlara karşı etkili biçimde savunma yapabilmesi gerekir.

13 Aylık Sürenin Hesabı Nasıl Verilecek?

Şile dosyasında bundan sonraki yargılama yalnızca suçlamaların maddi gerçekliğini değil, soruşturma ve tutuklama sürecinin kendisini de görünür kılacak.

Tutukluluk neden bu kadar uzun sürdü? İddianamenin hazırlanması neden 13 ay aldı? Soruşturma makamlarının elindeki deliller hangi tarihte toplandı? Tutuklamanın devamını gerektiren somut nedenler her aşamada mevcut muydu? Savunma makamının dosyaya erişimi ve delillere karşı itiraz imkanları ne ölçüde sağlandı?

Bunlar yalnızca Şile Belediyesi dosyasının taraflarının değil, hukuk devletinin işleyişini önemseyen herkesin sorması gereken sorular.

Bir yıldır iddaname bekleyen Şile Belediye Başkanı ve Çalışanları

Çünkü gecikmiş adalet yalnızca bir takvim sorunu değildir. Uzun tutukluluk; kişinin özgürlüğünü, ailesini, mesleğini ve ekonomik hayatını doğrudan etkileyen ağır bir tedbirdir. Bu nedenle yargılama başladığında mahkemenin yalnızca iddianamedeki suçlamaları değil, tutukluluğun ölçülülüğünü ve yargılamanın makul sürede yürütülmesini de gözetmesi gerekir.

Şimdi Sıra Adil Yargılamada

Şile Belediyesi dosyasında 13 aylık iddianame bekleyişinin sona ermesi, nihayet sanıkların suçlamalarıyla yüzleşerek savunmalarını yapabilecekleri bir yargılama sürecinin başlaması açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Ancak bu aşamadan sonra hukukun gerçek sınavı başlayacak. Mahkemenin siyasi tartışmalardan bağımsız biçimde hareket etmesi, suçlamaları kişiselleştirmeden ve genelleştirmeden her sanık bakımından ayrı ayrı değerlendirmesi, delillerin hukuka uygunluğunu denetlemesi ve tutukluluğu istisnai bir tedbir olarak ele alması gerekiyor.

Şile dosyası artık “iddianame neden hazırlanmadı?” sorusunun ötesinde bir anlam taşıyor. 13 ay boyunca özgürlüklerinden mahrum bırakılan insanlar bakımından bundan sonraki mesele, yalnızca mahkeme salonuna çıkabilmek değil; bağımsız, tarafsız, makul sürede ve adil bir yargılama hakkına gerçekten sahip olabilmek.

Bir hukuk devletinde iddianamenin hazırlanması bir lütuf değil, yargılamanın başlaması için gerekli hukuki sürecin doğal parçasıdır. Asıl güvence ise iddianamenin varlığı değil, o iddianamenin karşısında sanığın etkili savunma yapabildiği, mahkemenin delilleri tarafsız biçimde değerlendirdiği ve kararın siyasi kanaatlerden değil hukuktan çıktığı bir yargılama düzenidir.

Şile Belediyesi dosyasının bundan sonraki aşaması, bu nedenle yalnızca sanıkların değil, Türkiye’de adil yargılanma hakkının ne ölçüde güvence altında olduğunun da sınandığı bir süreç olacak.