CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, T24’ün tamamına erişim engeli getirilmesine dayanak yapılan 118 içerikten bazılarının niteliğine dikkat çekerek iktidara ve kararı veren yargıçlara “Bu yazıları gerçekten okudunuz mu?” diye sordu. Tanrıkulu’nun paylaşımı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı Rıza Türmen’in hukuk yazılarından Cansu Çamlıbel’in merhum siyaset bilimci Fuat Keyman’la yaptığı söyleşiye kadar birbirinden farklı içeriklerin bir haber sitesinin tümden erişime kapatılmasının gerekçeleri arasına nasıl girdiği sorusunu yeniden gündeme getirdi. Paylaşımın bir başka ucunda ise AYM’nin ikinci kez hak ihlali kararı verdiği Tayfun Kahraman ve cezaevinden gönderdiği kitabıyla Çiğdem Mater vardı. Üç ayrı hikâye, aynı soruda birleşti: Türkiye’de hukuk, haber ve düşünce arasındaki sınır nereye doğru gidiyor?
Tanrıkulu: “Bu Yazıları Okumuşlar Mıdır?”
Sezgin Tanrıkulu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, T24’ün 30 Eylül’de erişime engellenmesine gerekçe gösterilen 118 içeriğin arasında yer alan bazı yazı ve söyleşileri tek tek gündeme taşıdı. Tanrıkulu özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yargıçlık yapmış, uzun yıllardır insan hakları hukuku üzerine çalışan Rıza Türmen’in iki yazısının da bu listeye alınmasına dikkat çekti.
Tanrıkulu’nun sorusu tam burada ortaya çıktı: “Adalet ve Kalkınma Partililer ve bu kararları veren yargıçlar gerçekten bu yazıları, bu söyleşileri okudular mı?” Soru yalnız Türmen’in yazılarıyla sınırlı değildi. Gazeteci Cansu Çamlıbel’in yaşamını yitiren siyaset bilimci Prof. Dr. Fuat Keyman’la yaptığı bir söyleşinin de erişim engeline dayanak gösterilen içerikler arasında bulunduğunu belirten Tanrıkulu, kararın içeriğin kendisiyle nasıl bir ilişki kurduğu üzerinde durdu.
118 İçerikle Bir Gazetenin Tamamı Kapatıldı
T24’ün internet sitesi ve sosyal medya hesabına erişim 30 Eylül 2026’da engellendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başvurusu üzerine başlayan süreçte erişim engeli talebi önce İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedildi, ancak itiraz üzerine aynı hâkimlik bu kez T24’ün internet sitesinin tamamına ve sosyal medya hesabına erişim engeli getirdi.
Kararda 118 içerik gerekçe gösterildi. Söz konusu yayınların “Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu” ve gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişimlerini olumsuz etkileyebileceği ileri sürülerek 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında “suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması” gerekçesine dayanıldı.
Ancak kararın ardından ortaya çıkan ayrıntılar tartışmayı daha da büyüttü. T24, erişim engeline dayanak yapılan 118 yazının kararda belirtildiği gibi son bir yılda değil, yaklaşık 15 yıllık bir dönemde yayımlandığını açıkladı. Listedeki 57 yazardan 22’sinin yıllar önce T24’te yazmayı bırakmış isimler olduğu, ayrıca gerekçe gösterilen içeriklerin bir bölümünde kararda öne sürülen “LGBTİ propagandası” olarak nitelendirilebilecek bir içeriğin dahi bulunmadığı belirtildi.
Rıza Türmen’in Hukuk Yazıları Da Listede
Tanrıkulu’nun özellikle Rıza Türmen üzerinde durmasının nedeni de burada yatıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye adına yargıçlık yapan, yıllarca insan hakları hukuku üzerine çalışan Türmen’in iki yazısı da T24’ün tümden erişime engellenmesine dayanak yapılan 118 içerik arasına girdi.
Tanrıkulu, Türmen’den “hocamız” diye söz ederken bu çelişkiye dikkat çekti. İnsan hakları hukukuyla özdeşleşmiş bir hukukçunun yazılarının hangi içerikleri nedeniyle bir haber sitesinin tamamının erişime kapatılmasına gerekçe oluşturduğunun açıklanması gerektiğini belirten paylaşım, kararın yalnız hukuki dayanağını değil, içeriklerin gerçekten tek tek değerlendirilip değerlendirilmediğini de tartışmaya açtı.
Aynı durum Cansu Çamlıbel’in Fuat Keyman’la yaptığı söyleşi için de geçerli. Keyman Türkiye’nin önde gelen siyaset bilimcilerinden biriydi; Çamlıbel’in kendisiyle yaptığı söyleşinin de 118 içerik arasında bulunması, Tanrıkulu’nun “Bu içerikleri gerçekten okudunuz mu?” sorusunu paylaşımının merkezine yerleştirmesine neden oldu.
Aynı Günlerde AYM’den Tayfun Kahraman Kararı
Tanrıkulu’nun paylaşımı yalnız T24’le sınırlı değildi. Aynı günlerde Anayasa Mahkemesi’nin Gezi davasında 18 yıl hapis cezası verilen şehir plancısı Tayfun Kahraman hakkında verdiği ikinci hak ihlali kararının gerekçesi de yayımlandı.
AYM, Kahraman hakkında daha önce verdiği hak ihlali ve yeniden yargılama kararının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından uygulanmamasının ardından yapılan ikinci başvuruda yeniden ihlal kararı verdi. Mahkeme, Kahraman’a 100 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmederken yeniden yargılama sürecinin başlatılması gerektiğini bir kez daha belirtti.
Kararın asıl ağırlığı ise yalnız Tayfun Kahraman’ın dosyasına ilişkin değildi. AYM, Anayasa’nın 153. maddesindeki bağlayıcılık hükmünün herhangi bir istisnası bulunmadığını vurgulayarak derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulayıp uygulamama konusunda tercih hakkı bulunmadığını açık biçimde ortaya koydu.
Böylece aynı hafta Türkiye hukuk açısından ilginç bir görüntüyle karşı karşıya kaldı. Bir tarafta ülkenin en yüksek anayasal yargı organı, kendi kararlarının alt mahkemeler tarafından tartışılamayacağını ve uygulanmasının zorunlu olduğunu yeniden anlatmak zorunda kalırken, diğer tarafta insan hakları hukukçularının yazıları ve akademisyenlerle yapılan söyleşiler bir haber sitesinin tamamının erişime engellenmesine dayanak gösteriliyordu.
Cezaevinden Gelen Kitap
Tanrıkulu’nun paylaşımındaki üçüncü halka ise Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına mahkûm edilen film yapımcısı Çiğdem Mater’di. Tanrıkulu, bütün bu gelişmeleri takip ettiği sırada odasına gelen bir kargonun içinden Mater’in cezaevinden gönderdiği kitabın çıktığını anlattı.
Kitabın içinde Mater’in kendi el yazısıyla gönderdiği kısa bir not vardı: “Memlekette herkesin bir gün kendini hapishanede bulma ihtimali gittikçe artarken, içeriden dışarısı nasıl görünüyor? Bir fikir vermesi ümidiyle. Çok sevgilerimle.”
Tanrıkulu bu nottan hareketle Mater’in “tuhaf, saçma, kabul edilemez bir biçimde içeriden dışarıya bakmak zorunda kaldığını” söyledi. Böylece paylaşımın başında T24’ün erişime kapatılmasıyla başlayan anlatı, Tayfun Kahraman üzerinden AYM kararlarının uygulanmasına ve oradan Çiğdem Mater’in cezaevinden gönderdiği birkaç satıra bağlandı.
Üç Ayrı Dosyada Aynı Soru
T24, Tayfun Kahraman ve Çiğdem Mater ilk bakışta birbirinden farklı üç dosya gibi görünüyor. Biri basın ve ifade özgürlüğü, biri Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı, diğeri ise Gezi davası kapsamında yıllardır cezaevinde bulunan bir film yapımcısının hikâyesi. Tanrıkulu’nun paylaşımı ise bu üç alanı hukuk ve özgürlük meselesinin farklı yüzleri olarak aynı çerçevede bir araya getiriyor.
T24 örneğinde soru, bir haber sitesinin 118 içerik gerekçe gösterilerek neden bütünüyle erişime kapatıldığı. Tayfun Kahraman dosyasında soru, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararının bir derece mahkemesi tarafından neden uygulanmadığı. Çiğdem Mater’in cezaevinden gönderdiği not ise bütün bu hukuki tartışmaların arkasında insanların hayatlarının bulunduğunu hatırlatıyor.
Bu nedenle Tanrıkulu’nun “Bu yazıları gerçekten okudunuz mu?” sorusu yalnız retorik bir siyasi çıkış olmaktan öte bir anlam taşıyor. Eğer Rıza Türmen’in hukuk yazıları, Fuat Keyman’la yapılmış bir söyleşi ve birbirinden farklı onlarca içerik aynı dosyaya konularak 17 yıldır yayın yapan bir haber sitesinin tamamının kapatılmasına gerekçe oluşturabiliyorsa, kararın içeriklerle nasıl bir nedensellik kurduğu da açıklanması gereken temel meselelerden biri haline geliyor.
AYM “Kararlarım Bağlayıcıdır” Demek Zorunda Kalıyor
Anayasa Mahkemesi’nin Tayfun Kahraman kararında yaptığı vurgu bu nedenle yalnız Gezi dosyası açısından değil, Türkiye’de yargı düzeninin işleyişi bakımından da önem taşıyor. Yüksek Mahkeme, kararlarının uygulanmamasının hukuk devletini işlemez hale getirebileceğini belirtirken derece mahkemelerinin AYM kararlarının bağlayıcılığını yeniden değerlendirme yetkisinin bulunmadığını açıkça ifade etti.
Ortaya çıkan tablo kendi içinde ağır bir çelişki taşıyor. Anayasa’nın uygulanmasını sağlamakla görevli en yüksek mahkeme, başka bir mahkemeye Anayasa’nın 153. maddesini yeniden hatırlatmak zorunda kalıyor; aynı günlerde insan hakları hukukçularının yazıları ve akademik söyleşiler bir internet gazetesinin tümden erişime kapatılmasının gerekçeleri arasına girebiliyor. Hukukun kuralları değişmese bile kuralların uygulanma biçiminin öngörülemez hale gelmesi, yurttaş açısından hukuki güvenlik sorununu büyütüyor.
Tanrıkulu’nun paylaşımının sonunda söylediği “İnsanların düşünceleri, yazıları, söyledikleri nedeniyle hapse atılmadığı; hukukun siyasetin aracı haline getirilmediği; Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulandığı; adaletin ve özgürlüğün güvence altında olduğu bir Türkiye” vurgusu da bu üç dosyanın ortak noktasını oluşturuyor.
Belki bütün bu tartışmanın en yalın sorusu yine paylaşımın başındaki soru.
Rıza Türmen’in yazısı okunmuş mudur?
Cansu Çamlıbel’in Fuat Keyman’la söyleşisi gerçekten incelenmiş midir?
Ve bu içeriklerin bir haber sitesinin tamamını erişime kapatmayı gerektirecek ölçüde “kamu düzenini” nasıl tehdit ettiği tek tek ortaya konulmuş mudur?
Çünkü bir gazeteyi kapatmaya gerekçe yapılan şey yazıysa, sorulabilecek en basit soru önce o yazının okunup okunmadığıdır.
TB / Sezgin Tanrıkulu’nun sosyal medya paylaşımı, Anayasa Mahkemesi, T24, DW Türkçe, ANKA Haber Ajansı, Cumhuriyet, Medyascope, İfade Özgürlüğü Derneği












