Türkiye’nin yüz binlerce yatırımcıyı ve milyarlarca dolarlık varlığı içine alan fon krizi artık yalnız sermaye piyasalarının sorunu değil. Soruşturma büyüdükçe finans çevrelerinden siyasete uzanan ilişkiler, olağanüstü fon getirileri, şüpheli para hareketleri ve denetim kurumlarının zamanında neden harekete geçmediği soruları da büyüyor. Muhalefet partileri bu ilişkilerin TBMM’de araştırılmasını isterken, Genel Kurul’da karar yeter sayısının sağlanamamasıyla araştırma önergelerinin görüşülmesine geçilemedi. Böylece fon krizinin sonuçları için yasa hazırlayan iktidarın, krizin nasıl doğduğunu araştıracak bir Meclis sürecine neden mesafeli durduğu yeni bir tartışmanın kapısını açtı.
Beş Muhalefet Grubu Araştırma İstedi, Meclis Kapandı
TBMM’nin yeni yasama dönemindeki ilk normal çalışma günlerinden birinde fon krizi Meclis gündemine taşınacaktı. Muhalefet partileri sermaye piyasalarında yaşananların nedenlerinin, sorumlularının, denetim mekanizmalarının ve yatırımcıların uğradığı kayıpların araştırılması için önergeler hazırlamıştı. Ama Genel Kurul’da başka bir oylama sırasında AKP Grubu karar yeter sayısı istedi; yapılan yoklamalarda yeter sayı sağlanamayınca birleşim kapandı ve fon krizine ilişkin araştırma önergelerinin görüşülmesine sıra gelmedi.
Muhalefetin tepkisi, karar yeter sayısını isteyen AKP Grubu’nun kendi milletvekillerinin önemli bölümünün oylamaya katılmaması üzerinde yoğunlaştı. Muhalefet temsilcileri, farklı siyasi grupların fon krizinin araştırılması için hazırladığı önergelerin böylece görüşülemediğini belirterek yaşananları krizin Meclis’te bütün boyutlarıyla tartışılmasını engelleyen bir tutum olarak değerlendirdi. Sonuçta sokakta, gazetelerde, finans çevrelerinde ve savcılık dosyalarında haftalardır konuşulan kriz, yürütmenin denetlenmesi gereken TBMM’de araştırma komisyonu üzerinden ele alınamadı.
Meclis’te Asıl Ne Konuşulacaktı?
Tartışmanın önemli tarafı burada başlıyor. Çünkü muhalefetin araştırılmasını istediği mesele yalnız fonlardan parasını çekemeyen yatırımcıların zararının nasıl karşılanacağı değildi. Fonların birkaç yıl içinde nasıl olağanüstü büyüklüklere ulaştığı, düşük likiditeli bazı hisselerdeki yükselişlerin fon getirilerine nasıl yansıdığı, hangi yatırımcıların bu süreçte büyük kazanç sağladığı ve kamu kurumlarının bütün bunları ne zaman fark ettiği de araştırılmak isteniyordu.
Reuters’ın fon krizine ilişkin araştırmaları, bazı fonların olağanüstü büyümesine ve belirli hisselerde yoğunlaşmasına dikkat çekmişti. Tera Portföy’ün TLY fonunda bir dönem yüzde 15 binleri aşan kümülatif getiriler görülmüş, fonun yatırımcı sayısı 100 bini aşmıştı. Tera Portföy ve Pusula Portföy tarafından yönetilen varlıkların kısa sürede gösterdiği büyüme de piyasadaki tartışmaların önemli başlıklarından biri olmuştu. Böylesine sıra dışı getirilerin yaşandığı bir piyasada SPK’nın, Borsa İstanbul’un, MASAK’ın ve ekonomi yönetiminin hangi aşamada ne bildiği doğal olarak Meclis’in önündeki temel sorulardan birine dönüşüyor.
Üstelik devletin olup bitenden tamamen habersiz olduğunu söylemek de mümkün görünmüyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Kasım 2025’te bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığının bilindiğini açıklamış, dönemin SPK Başkanı Ömer Gönül de bazı fonların piyasa kurallarının çevresinden dolaşmak amacıyla kullanılabildiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştu. Bu açıklamalar şimdi çok daha önemli bir soruyu öne çıkarıyor: Sorun biliniyorsa, müdahale neden sistem bu büyüklüğe ulaştıktan sonra geldi?
Denetim Kurumları Neredeydi?
Bir Meclis araştırma komisyonunun yapması gereken tam da bu noktadan geriye doğru yürümektir. Bazı fonların olağanüstü getirileri hangi işlemlerle oluştu, düşük likiditeli hisselerde kimler alım yaptı, hangi hesaplar erken dönemde pozisyon aldı, yükseliş sırasında kimler kazandı ve düşüş başlamadan önce kimler sistemden çıktı? Bunların yanında SPK’nın ne zaman inceleme başlattığı, MASAK’ın olağandışı para hareketlerini ne zaman gördüğü, Borsa İstanbul’un hangi işlemleri mercek altına aldığı ve ekonomi yönetiminin elindeki bilgiyi nasıl değerlendirdiği de açıklığa kavuşturulması gereken başlıklardır.
Savcılığın görevi suç işlendiğine ilişkin delilleri araştırmak ve varsa sorumluları yargı önüne çıkarmaktır. Parlamentonun görevi ise bundan daha farklıdır; devlet kurumlarının görevlerini yerine getirip getirmediğini, siyasi ve idari sorumluluğun nerede başladığını araştırır. Fon krizinde eksik kalan halka tam da budur. Adli soruşturma ilerlerken sistemin bu noktaya nasıl geldiğini araştıracak siyasi denetim mekanizmasının çalıştırılmaması, ister istemez “Neyin konuşulmasından kaçınılıyor?” sorusunu büyütüyor.
Dosya Siyasetin Kapısına Dayandı
Fon krizinin siyasi ağırlığını artıran gelişmelerden biri, soruşturmalarda siyasetle bağlantılı isimlerin de gündeme gelmesi oldu. Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın isimleri soruşturma haberlerinde yer aldı. Adalet Bakanlığının Reuters’a verdiği bilgilere göre çiftin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında ifade vermesi beklenirken, SPK’nın da Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında suç duyurusunda bulunacağı bildirildi.
Dosyanın başka bir kolunda ise AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın adı gündeme geldi. Mustafa Yazıcı ile iş ilişkisi bulunan Ali Emre Ballı’nın malvarlıklarına soruşturma kapsamında tedbir konulduğu, daha sonra bu tedbirlerin kaldırıldığı haberleştirildi. Hayati Yazıcı ise oğlunun ticari faaliyetlerinin hukuk ve ahlak sınırları içinde olduğundan kuşku duymadığını açıkladı. Ballı’nın daha sonra Çekmeköy’de otomobilinde ölü bulunması, fon soruşturması çevresindeki tartışmayı daha da büyüttü.
Ballı, Finansal Kurumlar Birliği Başkanı olmasının yanı sıra Adil Katılım Bankası ve Adil Varlık Yönetim’de yöneticilik yapıyordu. Böylece başlangıçta finans piyasalarında yaşanan teknik bir kriz gibi görünen olay, soruşturma genişledikçe siyasi ve ekonomik ilişkilerin de sorgulandığı çok daha büyük bir dosyaya dönüştü. Meclis araştırması talebinin ağırlığı da tam burada ortaya çıkıyor; çünkü araştırılması istenen artık yalnız yanlış yatırım kararları değil, para ile siyasal ve idari güç arasındaki ilişkinin nasıl işlediğidir.
26 Hisse, Para Transferleri Ve Olağanüstü Kazançlar
Savcılık soruşturmasının ulaştığı boyut, krizin sıradan bir piyasa dalgalanması olarak görülemeyeceğini gösteriyor. Soruşturma kapsamında Borsa İstanbul’da işlem gören 26 hisse senedindeki hareketler, şüpheli para transferleri, olağanüstü kazanç sağlayan hesaplar ve bu hesaplarla kişiler arasındaki bağlantılar inceleniyor. Hakkında işlem yapılanların sayısı yüzlerle ifade edilirken çok sayıda kişi tutuklandı ve çeşitli malvarlıklarına tedbir uygulandı.
Burada ortaya çıkan çelişki giderek belirginleşiyor. Devletin yargı ve piyasa denetim kurumları geniş çaplı bir soruşturma yürütüyor, yüzlerce kişinin para hareketleri araştırılıyor ve bazı fonlar tasfiye ediliyor; fakat aynı olayın siyasi ve idari sorumluluğunun Meclis tarafından araştırılması aşamasına gelindiğinde parlamenter denetim mekanizması işletilemiyor. Bu nedenle tartışma artık yalnız fon krizinin büyüklüğü değil, krizin hangi bağlantılarının Meclis kürsüsüne taşınmasının istenmediği üzerinde yoğunlaşıyor.
Sosyal Medyada Da Kriz Üzerine Konuşmak Zorlaştı
Fon krizi çevresindeki tartışma yalnız Meclis’le sınırlı kalmadı. Krizle ilgili paylaşımlar yapan çok sayıda sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Reuters’ın EngelliWeb verilerine dayandırdığı haberlerde, gazetecilerden ekonomistlere, piyasa analistlerinden hukukçulara ve akademisyenlere kadar geniş bir grubun hesaplarının erişim engellerine konu olduğu aktarıldı.
Bu tablo yan yana konulduğunda dikkat çekici bir görüntü ortaya çıkıyor. Fon krizini sosyal medyada tartışan hesapların bir bölümü erişilemez hale gelirken, krizin Meclis tarafından araştırılmasını isteyen önergeler de Genel Kurul’un kapanması nedeniyle görüşülemiyor. Buna karşılık savcılık soruşturması genişliyor, yeni isimler ve para hareketleri ortaya çıkıyor, devlet kurumları ise tasfiye edilen fonların ve yatırımcıların durumuyla uğraşmaya devam ediyor.
Merkez Bankası Neden Bu Kadar Büyük Müdahale Yaptı?
Krizin finans sistemi üzerindeki etkisi Merkez Bankasının aldığı önlemlerde de görüldü. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın TBMM’de aktardığı bilgilere göre repo fonlaması 300 milyar liraya çıkarıldı, bankaların borçlanma limitleri önemli ölçüde artırıldı, teminat kesintileri azaltıldı ve tahvil alımları hızlandırıldı. Fonlardan çıkan paranın bankalara yönelmesiyle mevduatlarda yüz milyarlarca liralık artış yaşandı.
Karahan, alınan tedbirlerle piyasanın istikrara kavuştuğunu ve krizin finans sisteminin tamamına yayılmadığını ifade etti. Ancak alınan önlemlerin büyüklüğü başka bir soruyu beraberinde getiriyor: Eğer yaşananlar sıradan bir fon sorunuysa, Merkez Bankasının bu ölçekte bir müdahaleye neden ihtiyaç duyduğu da parlamentonun araştırması gereken konulardan biri değil midir?
AKP Sonucu Düzenliyor, Muhalefet Nedeni Araştırmak İstiyor
AKP’nin fon krizini bütünüyle Meclis dışında bırakmaya çalıştığını söylemek doğru olmaz. İktidar, tasfiye edilen fonlardaki yatırımcıların zararlarının nasıl karşılanacağına ilişkin yasal düzenlemeler üzerinde çalışıyor. Yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren bu düzenleme, krizin mali sonuçlarının yönetilmesini amaçlıyor.
Fakat muhalefetin araştırma komisyonu talebi başka bir yere bakıyor. Yatırımcıya paranın nasıl ödeneceğinden önce, o paranın nasıl kaybolduğu; fonların nasıl bu kadar büyüdüğü, kimlerin olağanüstü kazanç elde ettiği, kimlerin zamanında sistemden çıktığı, denetimin neden geciktiği ve devletin bildiği sorunlara neden daha erken müdahale etmediği sorulmak isteniyor. Bir yaklaşım krizin faturasını nasıl ödeyeceğini tartışırken, diğeri faturanın neden ortaya çıktığını araştırmak istiyor.
Asıl Konuşulmak İstenmeyen Ne?
AKP’nin araştırma komisyonuna neden mesafeli durduğuna ilişkin kesin bir niyet hükmü kurmak mümkün değil. Ancak böyle bir komisyon kurulması halinde hangi konuların Meclis gündemine geleceğini görmek zor değil. SPK’nın, Borsa İstanbul’un, MASAK’ın ve Hazine ve Maliye Bakanlığının rolü; olağanüstü kazanç sağlayan hesaplar, siyasi bağlantıları bulunan kişilerin işlemleri, malvarlığı tedbirlerinin hangi gerekçelerle konulup kaldırıldığı ve devletin manipülasyon şüphesini bildiği halde sistemin neden büyümeye devam ettiği kamuoyu önünde tartışılmak zorunda kalacak.
Bu nedenle mesele yalnız milyarlarca dolarlık fon büyüklüğü değildir. Asıl siyasi ağırlık, bu paranın çevresinde oluşan ilişkiler ağının görünür hale gelme ihtimalindedir. Bir araştırma komisyonu para hareketlerinin yanında denetim mekanizmasının neden çalışmadığını da gündeme getireceği için soru artık “Ne kadar para kayboldu?” sınırını aşarak “Bu düzen nasıl kurulabildi ve bu kadar uzun süre nasıl sürdürülebildi?” noktasına geliyor.
Meclis’in Kapısını Kapatmak Soruları Ortadan Kaldırmıyor
Fon krizinde cezai sorumluluğun ne olduğunu savcılık soruşturması ve mahkemeler belirleyecek. Tasfiye edilen varlıkların ne kadarının geri alınabileceği de ilgili piyasa ve kamu kurumlarının yürüteceği süreç sonunda ortaya çıkacak. Ancak devlet kurumlarının görevlerini zamanında yerine getirip getirmediğini, siyasi ve idari sorumluluğun nerede başladığını araştırması gereken yer parlamentodur.
TBMM yalnız yasa çıkarılan bir bina değildir; yürütmenin denetlendiği ve kamu kurumlarının hesap verdiği yerdir. Yüz binlerce insanın parasının etkilendiği, devletin finans kurumlarının olağanüstü tedbirler almak zorunda kaldığı ve soruşturmanın siyasetle bağlantılı isimlere kadar uzandığı bir krizde Meclis’in sorması gereken soru yalnız yatırımcının parasını nasıl geri alacağı değildir. Paranın hangi mekanizmayla kaybolduğu, kimlerin kazandığı, denetimin neden geciktiği ve kimlerin sorumluluk taşıdığı da aynı açıklıkla sorulmalıdır.
Bu nedenle Genel Kurul’un kapanması fon krizine ilişkin soruları ortadan kaldırmadı; tersine yeni bir soru ekledi. İktidar yatırımcının zararının nasıl karşılanacağını konuşmaya hazırlanırken, krizin nasıl yaratıldığının parlamentoda araştırılmasına neden aynı açıklıkla yaklaşmıyor?
Çünkü artık mesele yalnız paranın izini sürmek değildir.
Mesele, paranın arkasından gidildiğinde hangi ilişkilerin ve hangi sorumlulukların ortaya çıkacağını görebilmektir.
TB / TBMM, Reuters, Sermaye Piyasası Kurulu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, TMSF, Anadolu Ajansı, DW Türkçe, Euronews Türkçe, T24, Medyascope, Evrensel, Sözcü, EngelliWeb












