back to top
Ana Sayfa Haberler Polen Ekoloji Kolektifi Doğanın Talanını Haritalandırdı: Toprağın, Suyun ve Emeğin Ortak Mücadelesi

Polen Ekoloji Kolektifi Doğanın Talanını Haritalandırdı: Toprağın, Suyun ve Emeğin Ortak Mücadelesi

Türkiye’de ormanlar, tarım alanları, meralar ve su havzaları madencilik ve enerji yatırımlarının baskısı altında kalırken, Polen Ekoloji Kolektifi doğa üzerindeki sermaye egemenliğini görünür kılmak amacıyla yürüttüğü araştırma, haritalandırma ve dayanışma çalışmalarını sürdürüyor. Kolektifin Ekim 2026’da yayımladığı Ekstraktivizm Haritası, binlerce maden sahasına ilişkin ruhsat ve ihale kararlarını kamuoyunun incelemesine açtı. Çalışmada 10 binden fazla sahanın ihalesiz devredildiği, incelenen madencilik projelerinin yüzde 92,6’sının ÇED onayı aldığı ya da değerlendirmeden muaf tutulduğu belirtildi. Polen Ekoloji Kolektifi, doğanın korunmasını yalnızca çevresel bir duyarlılık değil, emekçilerin, köylülerin ve yerel toplulukların yaşam alanlarını savunma mücadelesinin ayrılmaz parçası olarak ele alıyor.

Hasan KAYA

Türkiye’de çevre mücadelesi uzun yıllardır ormanların kesilmesine, maden ocaklarının genişlemesine, akarsuların enerji projelerine tahsis edilmesine ve tarım topraklarının yapılaşmaya açılmasına karşı yürütülen yerel direnişlerle gelişiyor. Bir köyde maden ruhsatına, başka bir yerde taş ocağına, bir başka bölgede jeotermal enerji santraline karşı yükselen itirazlar, çoğu zaman birbirinden bağımsız olaylar olarak kamuoyuna yansıyor. Oysa bu mücadelelerin ortak bir ekonomik ve siyasal zemini bulunuyor: Doğal varlıkların kullanımına ilişkin kararların, o topraklarda yaşayan insanların ihtiyaçlarından çok yatırım ve sermaye birikimi öncelikleriyle belirlenmesi.

Polen Ekoloji Kolektifi, çalışmalarını bu ortak zemin üzerinde yürütüyor. Kolektif, çevre sorunlarını yalnızca doğal güzelliklerin korunmasıyla sınırlamıyor; ormanların, toprağın, suyun ve madenlerin ekonomik kullanımını, mülkiyet ilişkilerini, emek sömürüsünü ve siyasal karar süreçlerini birlikte değerlendiriyor.

Bu yaklaşım, son dönemde yayımlanan araştırmalarda ve hazırlanan haritalarda daha somut biçimde ortaya çıkıyor.

Maden Şirketlerinin Faaliyet Alanları Haritaya Taşındı

Polen Ekoloji Kolektifi, 21 Ekim 2026’da Ekstraktivizm Haritası’nı kamuoyuna sundu. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) kamuya açık verilerinden hazırlanan harita, Türkiye’deki maden ihale sahalarını, taşınmaz ve ruhsat kararlarını, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerini ve doğal yaşam alanlarını bir arada gösteriyor.

Çalışma, madencilik faaliyetlerinin hangi bölgelerde yoğunlaştığını, ruhsat alanlarının tarım arazileri, yerleşimler, su havzaları ve koruma alanlarıyla nasıl kesiştiğini incelemeyi kolaylaştırıyor. Böylece farklı kurumların duyurularında dağınık biçimde bulunan bilgiler, araştırmacıların, gazetecilerin, çevre örgütlerinin ve yöre halkının kullanabileceği ortak bir veri kaynağına dönüşüyor.

Evrensel gazetesinden Özer Akdemir’in 24 Ekim tarihli haberinde aktarılan harita bulgularına göre, madencilik şirketlerine devredilen alanların büyüklüğü Tekirdağ’ın yüzölçümünü aşan bir düzeye ulaşıyor. Kolektifin incelemesinde 10 binden fazla sahanın ihalesiz devredildiği, incelenen projelerin yüzde 92,6’sının ÇED onayı aldığı veya değerlendirmeden muaf tutulduğu belirtiliyor.

Bu oranlar, çevresel denetim mekanizmalarının nasıl işlediğine ilişkin önemli sorular ortaya çıkarıyor. Madencilik yatırımlarının büyük bölümünün onaylanması ya da değerlendirme dışında bırakılması, çevresel etkilerin yeterince incelenip incelenmediğinin ve yerel halkın karar süreçlerine ne ölçüde katılabildiğinin araştırılmasını gerektiriyor.

Haritanın ortaya koyduğu bir başka dikkat çekici gelişme, bin hektarın üzerindeki geniş alanları kapsayan ve kolektifin mega maden olarak tanımladığı ruhsat sahalarının yaygınlığı. Sivas, Çorum, Bitlis ve Adana gibi illerde belirlenen büyük sahalar, madencilik faaliyetlerinin yalnızca tek bir köyü ya da ilçeyi değil, geniş ekolojik bölgeleri etkileyebilecek ölçekte planlandığını gösteriyor.

Bu alanlarda yalnızca maden yatakları bulunmuyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri, su kaynakları, yaban hayatı ve insanların kuşaklar boyunca sürdürdüğü üretim ilişkileri de aynı coğrafyanın parçalarını oluşturuyor.

Doğanın Talanı Şirketler Gelmeden Başlıyor

Polen Ekoloji Kolektifi’nin haritalandırma çalışmasının önemli yönlerinden biri, çevre mücadelesinin zamanlamasını değiştirmeyi hedeflemesi.

Türkiye’de birçok yerel topluluk, yaşadığı bölgede bir maden ya da enerji projesi bulunduğunu ancak iş makineleri geldiğinde, ağaçlar kesilmeye başladığında veya kamulaştırma kararları gündeme geldiğinde öğrenebiliyor. Bu aşamaya gelindiğinde şirketler ruhsatlarını almış, yatırım planlarını hazırlamış ve idari süreçlerin önemli bölümünü tamamlamış olabiliyor.

Kolektif ise ruhsat ve ihale kararlarını önceden izleyerek köylülerin ve çevre örgütlerinin henüz faaliyet başlamadan bilgi sahibi olmasını amaçlıyor.

Mezopotamya Ajansı’nın 28 Ekim tarihli haberinde görüşlerine yer verilen Polen Ekoloji Kolektifi üyesi Levent Büyükbozkırlı, hazırladıkları haritanın temel amaçlarından birinin çevre örgütleri ve mücadele yürüten insanlar için kullanılabilir bir araç oluşturmak, diğerinin ise madencilik faaliyetlerinin boyutlarını kamuoyuna göstermek olduğunu belirtti.

Büyükbozkırlı, daha önce Evrensel’e verdiği söyleşide de haritalandırma çalışmaları sırasında elde ettikleri bilgileri çevre örgütlerine ulaştırdıklarını, ruhsat sahalarının yakınındaki köylerin bilgilendirilmesini istediklerini anlatmıştı.

Bu yaklaşım, çevre mücadelesini yalnızca meydana gelmiş bir tahribatın ardından yükselen itiraz olmaktan çıkarıp önleyici bir toplumsal faaliyete dönüştürmeyi hedefliyor. Bir köyün yakınında hangi maden ruhsatının bulunduğunu, hangi şirketin faaliyet yürütmeyi planladığını ve hangi su havzasının etkilenebileceğini önceden öğrenmek, yöre halkının kendi geleceği hakkında söz söyleyebilmesinin de koşullarından biri.

İliç’ten Türkiye’nin Maden Haritasına Uzanan Araştırmalar

Polen Ekoloji Kolektifi’nin madencilik üzerine yoğunlaşan çalışmalarında, 13 Şubat 2024’te Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasının önemli bir yeri bulunuyor. Dokuz işçinin yaşamını yitirdiği olay, siyanürlü altın madenciliği, atık depolama yöntemleri, iş güvenliği ve çevresel denetim konularını yeniden ülke gündemine taşımıştı.

Kolektif, bu olayın ardından altın madenciliğinin çevresel ve toplumsal sonuçlarına ilişkin çalışmalarını yoğunlaştırdı. Farklı çevre örgütleriyle birlikte “Yaşam Altından Değerlidir” kampanyasının oluşturulmasına yönelik girişimlerde bulundu.

İliç’te yaşananlar, maden faaliyetlerinin doğaya ve emekçilere yönelik etkilerinin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini gösteren ağır bir örnek oluşturdu. Madende çalışan işçilerin güvenliğiyle çevrede yaşayan insanların sağlığı, aynı üretim ve denetim süreçlerine bağlıydı.

Polen Ekoloji Kolektifi, Nisan 2026’da yayımladığı Türkiye’de Ekstraktivizmle Mücadele raporunda bu ilişkiyi daha geniş bir çerçevede ele aldı. Raporda siyanürlü altın madenciliği, hidrolik kırma yöntemiyle petrol ve gaz çıkarılması, nadir toprak elementleri aramaları ve büyük ölçekli madencilik yatırımları incelendi.

Polen Ekoloji Kolektifi, 21 Ekim 2026’da Ekstraktivizm Haritası

Kolektifin değerlendirmesine göre bu faaliyetler, doğal varlıkların çıkarılıp ekonomik değere dönüştürülmesinin ötesinde, yerel toplulukların yaşam alanlarını ve üretim ilişkilerini değiştiren süreçler oluşturuyor.

Köylüsüzleştirmeden Cengizistan’a: Karadeniz’in Değişen Coğrafyası

Polen Ekoloji Kolektifi’nin araştırmaları yalnızca maden ruhsatlarının sayısına ve büyüklüğüne odaklanmıyor. Ağustos 2025’te yayımlanan Köylüsüzleştirmeden Cengizistan’a Karadeniz başlıklı rapor, ekolojik yıkımı yerel halkın tanıklıkları ve yaşam koşulları üzerinden inceleyen çalışmalar arasında bulunuyor.

Raporda, kalkınma, enerji ihtiyacı ve kamu yararı gerekçeleriyle hayata geçirilen projelerin kırsal yaşam üzerindeki etkileri ele alınıyor. Madencilik ve enerji yatırımlarının köylerdeki üretim ilişkilerini nasıl değiştirdiği, geçim kaynaklarını nasıl etkilediği ve yerel toplulukların yaşam alanlarını korumak için yürüttükleri mücadeleler üzerinde duruluyor.

Karadeniz’de ormanlar, dereler, yaylalar ve tarım alanları yalnızca doğal kaynaklardan oluşmuyor. Bunlar aynı zamanda insanların geçimlerini sağladıkları, kültürel ilişkilerini sürdürdükleri ve kuşaklar boyunca yaşamlarını kurdukları alanlar.

Bir ormanın ortadan kaldırılması, yalnızca ağaçların kesilmesi anlamına gelmiyor. Hayvancılığın, tarımsal üretimin, su kaynaklarının ve yerel yaşam biçimlerinin de değişmesine neden olabiliyor. Polen Ekoloji Kolektifi’nin araştırmaları, ekolojik tahribatın bu toplumsal sonuçlarını görünür kılmayı amaçlıyor.

Çevre Mücadelesi ile Emek Mücadelesi Aynı Toprakta Buluşuyor

Polen Ekoloji Kolektifi’nin çalışmalarında öne çıkan temel düşüncelerden biri, ekolojik mücadelenin emek mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceği.

Kolektif, doğanın ekonomik değer üretmek amacıyla kullanılmasının yalnızca çevresel sonuçları olmadığını, aynı zamanda işçilerin çalışma koşulları, köylülerin üretim araçlarına erişimi ve toplumun ortak kaynakları üzerindeki denetimiyle bağlantılı olduğunu savunuyor.

Bu yaklaşımın dayandığı kavramlardan biri ekstraktivizm. Kavram, madenlerin, enerjinin ve diğer doğal varlıkların büyük ölçekli biçimde çıkarılmasını ve ekonomik dolaşıma sokulmasını merkeze alan üretim modelini anlatıyor. Polen Ekoloji Kolektifi ise bu modeli, sermaye birikiminin doğa ve emek üzerindeki etkileri bakımından eleştiriyor.

Buradaki temel çelişki, doğal varlıkların ekonomik kullanımından elde edilen kazançlarla ortaya çıkan toplumsal ve çevresel maliyetlerin farklı kesimler arasında paylaşılması. Bir maden projesinin ekonomik getirisi şirketin bilançosunda yer alırken, kirlenen suyun, zarar gören tarım arazisinin, ortadan kalkan meranın ve sağlık risklerinin sonuçları çoğu zaman yöre halkının yaşamında ortaya çıkıyor.

Benzer biçimde, madenlerde çalışan işçiler için üretimin sürdürülmesi geçim kaynağı anlamına gelirken, yetersiz güvenlik önlemleri yaşamlarını tehlikeye atabiliyor. Bu nedenle işçilerin güvenli çalışma hakkıyla yöre halkının sağlıklı çevrede yaşama hakkı birbirine karşıt talepler değil, ortak bir toplumsal sorunun farklı yönleri olarak ortaya çıkıyor.

Polen Ekoloji Kolektifi’nin emek ve ekoloji mücadeleleri arasında bağ kurma çağrısı, bu ortaklığın örgütlü biçimde geliştirilmesini hedefliyor.

Ekolojik Bilgi Toplumun Ortak Kullanımına Açılıyor

Kolektifin faaliyetleri arasında araştırma raporlarının yanı sıra eğitim, yayıncılık, çeviri, söyleşi ve dayanışma çalışmaları da bulunuyor.

Polen Ekoloji Kolektifi’nin internet sitesinde iklim krizi, ekolojik yıkım, madencilik, hayvan özgürlüğü, kentleşme, enerji politikaları ve toplumsal mücadeleler üzerine yazılar yayımlanıyor. Okuma atölyeleri, video yayınları ve farklı ülkelerdeki ekoloji mücadelelerine ilişkin çalışmalar da kolektifin faaliyetleri arasında yer alıyor.

Bu çalışmaların ortak yönü, çevre sorunlarına ilişkin bilgi üretimini yalnızca uzmanların ve akademik kurumların alanı olmaktan çıkarmaya yönelmesi. Maden ruhsatlarına ilişkin verilerin haritalandırılması, bilimsel ve siyasal araştırmaların yayımlanması, yerel mücadelelerin deneyimlerinin paylaşılması, yurttaşların çevresel kararları değerlendirebilmesine katkı sunuyor.

Çevresel bilginin kamusal erişime açılması, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan topluluklar açısından önem taşıyor. Çünkü kendi yaşam alanlarını etkileyecek projelere ilişkin bilgiye ulaşamayan insanların karar süreçlerine etkili biçimde katılabilmesi de güçleşiyor.

Polen Ekoloji Kolektifi’nin yürüttüğü faaliyetler, ekolojik mücadelenin yalnızca protesto ve dava süreçlerinden oluşmadığını; araştırma, eğitim, dayanışma ve ortak bilgi üretiminin de bu mücadelenin önemli parçaları olduğunu gösteriyor.

Doğanın Geleceği, Toplumun Karar Hakkından Ayrı Değil

Türkiye’de madencilik ve enerji yatırımları üzerine yürütülen tartışmalar, çoğu zaman kalkınma ile çevre koruma arasında zorunlu bir tercih yapılması gerektiği düşüncesi üzerinden şekilleniyor. Bir tarafta üretim, yatırım ve istihdam gerekçeleri; diğer tarafta ormanların, tarım alanlarının ve su kaynaklarının korunmasına yönelik talepler bulunuyor.

Oysa asıl sorun, üretimin yapılıp yapılmayacağından önce, neyin, nerede, hangi yöntemlerle, kimin yararına ve hangi toplumsal bedeller karşılığında üretileceği sorusunda düğümleniyor.

Polen Ekoloji Kolektifi’nin araştırmaları bu soruyu yeniden gündeme taşıyor. Madencilik faaliyetlerinin genişlemesiyle birlikte yalnızca çevresel etkilerin değil, kamu kaynaklarının kullanımının, mülkiyet ilişkilerinin, iş güvenliğinin ve yerel halkın karar süreçlerine katılımının da incelenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Kolektifin yayımladığı Ekstraktivizm Haritası, bu bakımdan yalnızca teknik bir veri çalışması değil. Harita, doğal varlıkların kullanımına ilişkin kararların toplum tarafından izlenebilmesi ve sorgulanabilmesi için oluşturulmuş bir araç niteliği taşıyor.

Bir köyün yakınındaki maden ruhsatını önceden öğrenmesi, bir gazetecinin şirketlerin faaliyet alanlarını inceleyebilmesi, bir çevre örgütünün farklı bölgelerdeki projeleri karşılaştırabilmesi, kamu yönetiminin kararlarının toplumsal denetimine katkı sağlayabilir.

Polen Ekoloji Kolektifi’nin çalışmalarının ortaya koyduğu temel düşünce, doğanın korunmasının yalnızca çevreye duyarlı insanların sorumluluğu olmadığıdır. Ormanların, suyun, toprağın ve diğer doğal varlıkların geleceği; işçilerin, köylülerin, kentlerde yaşayanların ve gelecek kuşakların yaşam koşullarıyla doğrudan bağlantılıdır.

Doğayı korumak, yalnızca kesilen ağacın yerine yenisini dikmek ya da kirlenen derenin temizlenmesini istemek değildir. O ağacın neden kesildiğini, derenin neden kirlendiğini, toprağın kimlere hangi kararlarla bırakıldığını ve bütün bu süreçlerin bedelini kimlerin ödediğini de sorgulamaktır.

Polen Ekoloji Kolektifi’nin araştırma ve mücadele faaliyetleri, bu soruların yanıtlarını görünür kılmaya çalışıyor. Türkiye’de ekolojik mücadelenin geleceği açısından önemli olan da yalnızca doğa tahribatını belgelemek değil, doğanın ve toplumun ortak yaşamını koruyabilecek bilgiye, örgütlenmeye ve karar süreçlerine katılım olanaklarını genişletmek.


NHA / Kaynaklar: Polen Ekoloji Kolektifi ve Polen Ekoloji Enstitüsü yayınları; Türkiye’de Ekstraktivizmle Mücadele (Nisan 2026); Köylüsüzleştirmeden Cengizistan’a Karadeniz (Ağustos 2025); Ekstraktivizm Haritası (Ekim 2026); Evrensel, Özer Akdemir, 24 Ekim 2026; Mezopotamya Ajansı, 21 ve 28 Ekim 2026; bianet; Ekoloji Birliği; ETHA.

Ekstraktivizm Haritası: https://ekstraktivizm.ekolojienstitu.org/

Polen Ekoloji Kolektifi: https://www.polenekoloji.org/