Türkiye’de kadın mahpus sayısı 2005 yılında 1.802 iken Ekim 2026 itibarıyla kız çocuklarıyla birlikte 21 bin 445’e ulaştı. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), kadınların sayısındaki yaklaşık 12 katlık artışa rağmen cezaevlerinin erkeklerin ihtiyaçları esas alınarak yönetildiğini, sağlık ve sosyal haklara erişimde sorunlar yaşandığını, koşullu salıverilmelerin tartışmalı kararlarla engellendiğini açıkladı. Bu tablonun içinde yoksulluk ve toplumsal eşitsizlik nedeniyle cezaevine giren kadınların yanı sıra siyasi faaliyetleri nedeniyle tutuklananlar, gazeteciler ve protestolara katıldıkları için yargılanan genç kadınlar da bulunuyor. Cezaevlerindeki büyüme, Türkiye’de özgürlüğün kimler için, hangi gerekçelerle ve ne kadar kolay sınırlandırıldığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
Türkiye’de son yirmi yılda cezaevlerinin sayısı ve kapasitesi büyürken, mahpus nüfusu da sürekli arttı. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 1 Ekim 2026 verilerine göre ülkedeki cezaevlerinde 434 bin 337 kişi tutuluyor. Bunların 21 bin 179’u yetişkin kadın, 266’sı ise kız çocuğu. Londra Üniversitesi Birkbeck bünyesindeki World Prison Brief verileriyle karşılaştırıldığında kadın ve kız çocuklarının toplam sayısı 2005 yılından bu yana yaklaşık 12 katına çıkmış durumda.
Artışın büyüklüğü, yalnızca nüfus değişimiyle açıklanabilecek sınırların ötesinde. CİSST’in Eylül 2026 verilerine göre Türkiye’de 304 bin 278 kişi kapasiteli 402 cezaevinde 434 bin 681 mahpus tutuluyordu. Bu, resmî kapasitenin yaklaşık yüzde 43 aşılması anlamına geliyor. Cezaevleri genişletilmesine rağmen mahpus sayısındaki artış, yeni kapasitenin de üzerine çıkıyor.
CİSST Hapiste Kadın Tematik Alan Temsilcisi Özge Akyüz, Mezopotamya Ajansı’na yaptığı açıklamada, kadınların karşılaştığı sorunların ceza infaz sisteminin yapısından kaynaklandığını belirtti. Akyüz’e göre cezaevleri, mekânsal düzenlemelerinden yönetim anlayışına kadar büyük ölçüde erkek mahpusların gereksinimleri temel alınarak oluşturuluyor.
Bu durum, kadınların sağlık hizmetlerine, eğitim programlarına, sosyal etkinliklere, açık havaya ve gündelik ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ürünlere erişiminde eşitsizlikler yaratıyor. Kadın mahpusların sayısı artarken, onların yaşam koşullarını iyileştirecek düzenlemeler aynı hızla gerçekleştirilmiyor.
Kadın Gazeteciler: Haber Yapmanın Bedeli Cezaevi
Kadınların cezaevlerindeki varlığı yalnızca genel suç ve ceza istatistikleri üzerinden değerlendirildiğinde, siyasal ve toplumsal boyutları görünmez kalabiliyor. Türkiye’de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle soruşturulan, tutuklanan veya mahkûm edilen kadınlar da bu tablonun bir parçasını oluşturuyor.
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneğinin (MKG) Ağustos 2026 hak ihlalleri raporunda dokuz kadın gazetecinin cezaevinde bulunduğu açıklandı. Raporda Hatice Duman, Nadiye Gürbüz, İrem Delice, Pınar Gayıp, Elif Bayburt, Songül Yücel, Yelis Ayaz, Özden Kınık ve Fatma Sibel Gürcihan’ın isimlerine yer verildi. Bu liste Ağustos ayındaki durumu yansıtıyor; sonraki tahliyeler ve tutuklamalar nedeniyle güncel sayı farklılaşabiliyor.
Türkiye Gazeteciler Sendikasının 22 Ekim 2026 tarihli cezaevindeki gazeteciler listesinde ise Hatice Duman, Nadiye Gürbüz, İrem Delice ve Tuğba Tekerek gibi kadın gazeteciler bulunuyor. Farklı basın örgütlerinin listelerinde sayı ve isimlerin değişmesi, izleme yöntemlerinin ve değerlendirme ölçütlerinin farklılığından da kaynaklanıyor.
Gazetecilere yönelik soruşturmalar yalnızca tutuklama kararlarıyla sınırlı değil. Gözaltılar, adli kontroller, yayın yasakları, erişim engelleri ve devam eden davalar, özellikle siyasal gelişmeleri, kadın hakları ihlallerini ve toplumsal protestoları izleyen gazetecilerin çalışma koşullarını etkiliyor.
Bir kadın gazetecinin cezaevinde bulunması, kendi özgürlüğünün sınırlandırılmasının ötesinde, haber kaynaklarıyla toplum arasındaki ilişkinin de kesintiye uğraması anlamına geliyor. Kadın cinayetlerini, işçi eylemlerini, cezaevlerindeki ihlalleri veya siyasal gelişmeleri izleyen gazetecilerin karşılaştıkları baskılar, kamuoyunun bilgiye erişimini de doğrudan ilgilendiriyor.
Siyasi Kadınlar ve Gençler: Muhalefetin Üzerindeki Yargı Baskısı
Türkiye’de kadınların tutukluluk deneyiminin bir başka boyutunu siyasal faaliyetler nedeniyle açılan davalar oluşturuyor. Özellikle Kürt siyasal hareketinde yer alan kadın siyasetçiler, belediye yöneticileri, parti çalışanları ve hak savunucuları uzun yıllardır gözaltı, tutuklama ve mahkûmiyet kararlarıyla karşılaşıyor.
Siyasi faaliyetlerin örgüt üyeliği suçlamalarıyla ilişkilendirildiği davalar, kadınların seçilmiş temsilci, parti yöneticisi veya toplumsal hareketlerin katılımcısı olarak yürüttükleri çalışmaların yargı süreçlerine konu olmasına yol açıyor. Bu davalardaki tutukluluk süreleri, cezaevi koşulları ve tahliye kararları insan hakları örgütlerinin düzenli olarak izlediği başlıklar arasında bulunuyor.
Genç kadınlar açısından ise üniversite eylemleri, sokak protestoları ve demokratik hak talepleriyle bağlantılı soruşturmalar dikkat çekiyor. Özellikle 19 Mart 2025 sonrasında başlayan protestolarda çok sayıda genç gözaltına alındı ve bir bölümü tutuklandı. Bu süreçte kadın öğrencilerin de aralarında bulunduğu gençlerin eğitim yaşamları, aile ilişkileri ve gelecek planları yargılamalardan etkilendi.
Ancak kadın mahpusların kaçının siyasi faaliyetleri, gazetecilikleri veya protestolara katılımları nedeniyle cezaevinde bulunduğuna ilişkin ayrıntılı ve güncel bir resmî istatistik yayımlanmıyor. Bu nedenle siyasi kadın mahpusların toplam içindeki oranını kesin bir sayıyla ortaya koymak mümkün değil.
Buna rağmen basın ve insan hakları örgütlerinin izleme raporları, cezaevlerinin yalnızca adli suçlarla ilişkilendirilen kadınların değil, siyasal yaşamda ve kamusal tartışmalarda yer alan kadınların da tutulduğu kurumlar olduğunu gösteriyor.
Tahliye Zamanı Geldiğinde Yeni Bir Engel: İdare ve Gözlem Kurulları
CİSST temsilcisi Özge Akyüz’ün dikkat çektiği önemli sorunlardan biri de İdare ve Gözlem Kurullarının koşullu salıverilme süreçlerindeki uygulamaları.
Derneğe ulaşan başvurulara göre bazı kadın mahpusların koşullu salıverilme hakları, kendilerinden kaynaklanmayan koşullar gerekçe gösterilerek engelleniyor. Akyüz, kadınların erkek mahpusların çoğunlukta bulunduğu cezaevlerinde düzenlenen bazı etkinliklere kurumun organizasyonundan kaynaklanan nedenlerle katılamadığını, buna rağmen etkinliklere katılmamalarının iyi hâl değerlendirmelerinde olumsuz gerekçe olarak kullanılabildiğini anlattı.
Bu uygulamalar özellikle siyasi kadın mahpusların açık cezaevine ayrılma, denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme süreçlerinde gündeme geliyor. Cezaevinin kendi işleyişinden doğan eksikliklerin mahpusun davranışı olarak değerlendirilmesi, tahliye tarihinin belirsizleşmesine neden olabiliyor.
Böylece mahkeme tarafından verilen cezanın infazı tamamlanmaya yaklaşırken, özgürlüğe kavuşma süreci cezaevi yönetimlerinin değerlendirmelerine bağlı yeni bir aşamaya taşınıyor. Kadın mahpusların yaşadığı sorun, yalnızca cezaevinde geçirdikleri süreyle değil, ne zaman çıkabileceklerine ilişkin belirsizlikle de ağırlaşıyor.
Sincan Kadın Cezaevinde Ölümler ve Kapasite Aşımı
Kadın mahpusların yaşam koşullarına ilişkin en ağır iddialardan bazıları Ankara’daki Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden geliyor.
DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan, Temmuz 2026’da TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, son dört ayda dört adli kadın mahpusun yaşamını yitirdiğini ve bu ölümlerin intihar olarak kaydedildiğini açıkladı. Aynı dönemde yedi kadının kendisine zarar verdiği bilgisi de gündeme getirildi.
CİSST, Özgürlük için Hukukçular Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneğinden avukatların cezaevinde yaptıkları görüşmelerde de intihar girişimleri, ölümler ve sağlık hizmetlerine erişim konusunda başvurular alındı. İddialara ilişkin incelemeler sürerken, ölümlerin nedenleri ve olası ihmaller hakkında kamuoyuna açıklanmış kesin sonuçlar bulunmuyor.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun 25–26 Temmuz 2024 tarihlerinde gerçekleştirdiği habersiz ziyaretin raporu ise cezaevindeki yapısal sorunları daha önce ortaya koymuştu. Rapora göre 400 kişi kapasiteli kurumda 624 mahpus tutuluyordu. Cezaevinde yalnızca bir psikolog ve beş sosyal çalışmacı görev yapıyordu. Kurum yetkilileri, o tarihte intihar riski bulunan 19 mahpusun takip edildiğini bildirmişti.
Bu veriler, ruhsal sağlık hizmetlerinin ve sosyal desteğin kadın cezaevlerindeki önemini gösteriyor. Özgürlüğünden yoksun bırakılan, ailelerinden ve çocuklarından uzak yaşayan, ekonomik ve psikolojik sorunlarla karşılaşan kadınların ihtiyaçlarının yalnızca güvenlik önlemleriyle karşılanamayacağı açıkça görülüyor.
Anneleriyle Birlikte Cezaevinde Büyüyen Çocuklar
Kadın mahpusların karşılaştığı sorunlar, cezaevi duvarlarının dışındaki aile yaşamını da etkiliyor. CİSST’in Temmuz 2026 verilerine göre Türkiye’de 883 çocuk, anneleriyle birlikte cezaevlerinde bulunuyordu.
Bu çocuklar, ceza infaz sisteminin doğrudan öznesi olmamalarına rağmen yaşamlarının ilk yıllarını kapalı kurumlarda geçiriyor. Oyun, açık hava, sağlık, beslenme ve gelişim olanaklarına erişimleri cezaevi koşullarıyla sınırlanıyor.
Kadınların önemli bir bölümünün aile içinde çocuk bakımını üstlendiği toplumsal koşullarda, annelerin hapsedilmesi çocukların yaşamında da derin sonuçlar yaratıyor. Cezaevinde annesiyle kalan çocuklar kadar dışarıda annelerinden ayrı büyüyen çocuklar da bu sürecin etkilerini taşıyor.
Bu nedenle kadınların hapsedilmesi yalnızca bireysel bir özgürlük kaybı değil, ailelerin ekonomik ve toplumsal ilişkilerini de değiştiren bir durum olarak ortaya çıkıyor.
Dünyada Kadınların Hapsedilme Hızı Erkekleri Geride Bıraktı
Türkiye’deki gelişmeler, dünya genelindeki eğilimden bağımsız değil. Londra Üniversitesi Birkbeck bünyesindeki Suç ve Adalet Politikaları Araştırma Enstitüsünün 2025 yılında yayımladığı Dünya Kadın Mahpuslar Listesi araştırmasına göre dünyada 733 binden fazla kadın ve kız çocuğu cezaevlerinde bulunuyor.
Kadınlar dünya mahpus nüfusunun yaklaşık yüzde 6,8’ini oluşturuyor. Ancak 2000 yılından bu yana kadın mahpusların sayısı yüzde 57 artarken erkek mahpuslardaki artış yaklaşık yüzde 22 düzeyinde kaldı.
Penal Reform International tarafından yayımlanan araştırmalar, kadınların hapsedilmesinde yoksulluğun, borçluluğun, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, aile içi şiddetin ve ekonomik güvencesizliğin önemli etkileri bulunduğunu gösteriyor. Özellikle düşük gelirli kadınlar, yaşamlarını sürdürebilmek için girdikleri ekonomik ilişkiler ve düşük düzeyli suçlar nedeniyle ceza adalet sistemiyle daha sık karşı karşıya kalabiliyor.
Bu bulgular, kadınların hapsedilmesini yalnızca bireysel davranışlar üzerinden değerlendiren yaklaşımın eksikliğini de ortaya koyuyor. Kadınların cezaevine girmeden önceki yaşam koşulları, maruz kaldıkları şiddet, eğitim ve çalışma olanakları ile ekonomik bağımsızlıkları, cezaevlerindeki nüfus artışının anlaşılmasında önem taşıyor.
Türkiye’de ise bu genel toplumsal sorunlara, siyasi faaliyetler ve ifade özgürlüğüyle bağlantılı yargılamaların yarattığı baskılar da ekleniyor.
Cezaevleri Büyürken Özgürlük Alanı Daralıyor
Kadın mahpus sayısının yirmi yılda yaklaşık 12 kat artması, Türkiye’nin ceza politikalarına ilişkin daha geniş bir tartışmayı gerekli kılıyor. Yeni cezaevlerinin açılması, mevcut kurumların genişletilmesi ve mahpus kapasitesinin artırılması, sorunun nedenlerini ortadan kaldırmıyor. Üstelik cezaevi nüfusunun sürekli büyümesi, sağlık hizmetlerinden eğitime, psikolojik destekten sosyal ilişkilere kadar bütün alanlarda yeni yetersizlikler yaratıyor.
Kadınların yaşadığı bu sorunlar birbirinden bağımsız değil. Yoksulluk nedeniyle cezaevine giren kadın, haber yaptığı için tutuklanan gazeteci, siyasal faaliyetleri nedeniyle yargılanan belediye yöneticisi, bir protestoya katıldığı için özgürlüğü sınırlandırılan üniversite öğrencisi ve çocuğuyla birlikte cezaevinde yaşayan anne, farklı koşullardan aynı kapalı kurum sistemine ulaşıyor.
Bu kadınların yaşam öyküleri ve yargı süreçleri birbirinden farklı olsa da cezaevinin koşulları hepsini etkiliyor. Kalabalık koğuşlar, yetersiz sağlık hizmetleri, sınırlı sosyal faaliyetler, aileyle görüşme güçlükleri ve tahliye süreçlerindeki belirsizlikler, özgürlüğünden yoksun bırakılmanın sonuçlarını ağırlaştırıyor.
Türkiye’de kadın mahpus sayısının büyümesi, yalnızca cezaevlerinin kaç kişiyi barındırabildiğiyle açıklanabilecek bir gelişme değil. Hangi kadınların, hangi toplumsal ve siyasal koşullarda cezaevine girdiği; orada nasıl yaşadığı ve özgürlüğüne ne zaman kavuşabildiği de bu tablonun ayrılmaz parçaları.
Cezaevlerinin duvarları yükseldikçe içeride kalan kadınların sayısı artıyor. O duvarların ardında yalnızca mahpuslar değil; yarım kalan eğitimler, susturulan haberler, kesintiye uğrayan siyasal yaşamlar, çocuklarından uzaklaştırılan anneler ve geleceği belirsizleşen genç kadınlar da bulunuyor. CİSST’in açıkladığı rakamlar, bütün bu yaşamların artık görmezden gelinemeyecek büyüklükte bir toplumsal sorun oluşturduğunu gösteriyor.
NHA / Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), 2024 Yılı Hapishaneler Raporu ve 2026 hapishane istatistikleri; Mezopotamya Ajansı, Ceylan Şahinli’nin Özge Akyüz ile söyleşisi, 29 Ekim 2026; bianet; Evrensel; Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği; Türkiye Gazeteciler Sendikası; Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), Sincan Kadın Kapalı Cezaevi Ziyaret Raporu; World Prison Brief, World Female Imprisonment List (2025); Penal Reform International; The Guardian; Deutsche Welle Türkçe.












