back to top
Ana Sayfa Yorum Bir Gün Kelebekler Gibi Uçacağız

Bir Gün Kelebekler Gibi Uçacağız

Bazı cümleler vardır; ne kadar uzun yazarsanız yazın, onların taşıdığı yükü açıklamaya yetmezsiniz. Çünkü bazı cümleler yalnızca anlam taşımaz, hayat taşır. Esma Buçan’ın küçük kızının babasına yazdığı mektuptaki o tek cümle de bunlardan biri: “Bir gün kelebekler gibi uçacağız.” Bir çocuğun ağzından dökülen bu söz, aslında bir hukuk tartışmasının, bir siyasi polemiğin ya da bir yargı dosyasının çok ötesinde, insan olmanın en temel duygusuna dokunuyor. O cümlede ne öfke var ne suçlama ne de intikam arzusu var. Yalnızca beklemekten yorulmuş küçük bir kalbin, babasına yeniden kavuşma hayali var.

Bu hikâyeyi ağırlaştıran yalnızca bir ailenin yaşadığı ayrılık değil. Evren Buçan’ın tam bir yıldır tutuklu bulunmasına rağmen hakkında hâlâ iddianamenin hazırlanmamış olması. Hukukun en temel ilkelerinden biri, kişilerin makul sürede yargılanmasıdır. Tutukluluk, ceza değil; istisnai bir koruma tedbiridir. Bu nedenle soruşturmanın sürüncemede bırakılması, iddianamenin aylar boyunca hazırlanmaması ve insanın neyle suçlandığını dahi tam olarak öğrenemediği uzun bir bekleyişe mahkûm edilmesi, yalnızca hukuki bir tartışma değildir; adalet duygusunu da zedeleyen bir durumdur. Çünkü iddianamenin olmadığı yerde savunmanın sınırları da belirsizleşir, belirsizliğin olduğu yerde ise zaman, hukukun değil, bekleyişin ölçüsü hâline gelir.

Yetişkinler dünyayı ideolojilerle, hukuk metinleriyle, siyasi aidiyetlerle ve taraflıklarla okur. Çocuklar ise dünyayı yokluk üzerinden tanır. Onlar için adalet, bir mahkeme kararından önce babanın akşam eve gelmesidir. Güven, televizyonda yapılan açıklamalar değil; okul çıkışında elini tutacak kişinin orada olmasıdır. Bir çocuğun takviminde duruşma günü, iddianame tarihi ya da soruşturma dosya numarası yoktur. Onun takviminde doğum günleri vardır, bayram sabahları vardır, karne heyecanı vardır, ailece yenilen akşam yemekleri vardır. İşte bu yüzden çocuklar zamanı bizim gibi yaşamazlar; onlar zamanı, eksilen sarılmalarla ölçerler.

Esma Buçan’ın paylaşımında en çok dikkat çeken şey de tam burasıdır. Bir yılın muhasebesini yaparken kaybedilenin yalnızca özgürlük olmadığını anlatıyor. Geride kalan on iki ayın içine sığan doğum günlerini, bayramları, evlilik yıldönümlerini, okul heyecanlarını tek tek sayıyor. Çünkü hayat büyük kırılmalarla değil, küçük anlarla kurulur. Bir babanın çocuğuna “İyi geceler.” diyememesi, bir karne gününde yanında olamaması, sofrada eksik kalan sandalye… Bunların her biri görünmez ama derin yaralardır. Hukuk dosyaları bu eksikliği ölçemez. Mahkeme tutanaklarında “kaçırılan çocukluk” diye bir başlık bulunmaz.

Dahası, burada geçen zamanın geri dönüşü de yoktur. Eğer bir yıl sonra iddianame hazırlanacaksa, iki yıl sonra yargılama başlayacaksa ya da daha sonra kişi beraat edecekse, bu süreçte kaybedilen hiçbir gün geri gelmeyecektir. Hukuk, sonunda doğru kararı vermiş olsa bile, gecikmiş adaletin açtığı insani boşluğu dolduramaz. Çünkü çocukluk beklemez. Bir çocuğun büyümesi, bir babanın yokluğunda duraklamaz. Takvim işlemeye devam eder; yalnızca ailelerin içindeki eksiklik büyür.

Belki de en dokunaklı cümle, on beş yaşındaki kızının mektubunda yer alan “Heykeli dikilecek kadar kahraman olan babam…” sözüdür. Çocuklar kahramanlarını başarılarından dolayı seçmezler. Bir baba, çocuğu için makamı nedeniyle değil, varlığı nedeniyle kahramandır. Çünkü çocuklar dünyayı başarı hikâyeleriyle değil, sevgiyle anlamlandırırlar. Onların gözünde kahraman, gece korktuklarında yan odada olduğunu bildikleri kişidir. Omzuna yaslanabildikleri, elini tuttukları, birlikte yürüdükleri insandır. İşte tam da bu yüzden, bir çocuğun kahramanını ondan ayıran her süreç, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda insani bir mesele hâline gelir.

Küçük Serra’nın çizdiği resmin yanına iliştirdiği “Bir gün kelebekler gibi uçacağız.” cümlesi ise belki de bu ülkenin bütün yetişkinlerine verilmiş sessiz bir derstir. Kelebek, özgürlüğün en kırılgan simgelerinden biridir. Ağır değildir, gösterişli değildir; yalnızca uçar. Çocuk da özgürlüğü böyle hayal eder. Ne intikam ister ne hesaplaşma. Sadece yeniden birlikte olmayı düşler. Yetişkinlerin birbirine kurduğu sert cümlelerin arasında, bir çocuğun hayali yalnızca babasına sarılmaktır.

Biz yetişkinler çoğu zaman davaları konuşuyoruz ama aileleri unutuyoruz. Tutukluluğu tartışıyoruz ama bekleyenleri görmüyoruz. Dosyaları okuyoruz ama çocukların mektuplarını okumuyoruz. Oysa bir soruşturma yalnızca dosyada adı geçen kişiyi etkilemiyor. Her tutukluluk kararı, dışarıda bekleyen insanların hayatına da dokunuyor. Hele ki ortada bir yıldır hazırlanamayan bir iddianame varsa, bekleyiş artık yalnızca hukuki bir sürecin sonucu olmaktan çıkıyor; başlı başına hayatın kendisini tüketen bir cezaya dönüşüyor. Oysa tutukluluk, hukuk devletinde peşin ceza değildir. Bir kişinin suçlu olup olmadığı yargılama sonunda ortaya çıkacaksa, soruşturmanın belirsizliği içinde geçen her gün, yalnızca özgürlüğü değil, aile hayatını, çocukluğu ve geleceği de tüketir.

Her dosyanın arkasında yaşayan insanlar bulunur. Her tutukluluğun ardında eksilen sofralar, sessizleşen evler ve babalarını özleyen çocuklar vardır. Hukuk bunları görmezden gelemez. Çünkü hukuk yalnızca devleti korumak için değil, insanı korumak için vardır. Adalet, yalnızca doğru karar vermek değildir; doğru zamanda karar verebilmektir. Geciken adalet, bazen hüküm verilmeden infaza dönüşebilir.

Belki de bu yüzden Serra’nın cümlesi, hepimize uzun uzun düşünmemiz gereken bir şey söylüyor. Çünkü çocuklar siyaseti bilmiyor. Taraf olmayı bilmiyor. Kutuplaşmayı bilmiyor. Onlar yalnızca özlemeyi biliyorlar. Ve bazen bir çocuğun özlemi, yetişkinlerin bütün siyasi tartışmalarından daha güçlü bir hakikati görünür kılıyor.

Belki gerçekten bir gün kelebekler gibi uçacağız.

Ama o günün gelmesi, yalnızca çocukların hayal kurmasına değil; hukukun belirsizliği uzatan değil, belirsizliği ortadan kaldıran bir güvence hâline gelmesine de bağlı. Çünkü adalet, sadece verilen kararla değil, o kararın makul sürede verilmesiyle de adalettir. Bir yıl boyunca iddianamesiz süren tutukluluğun gölgesinde büyüyen çocukların kaybettiği zamanı ise hiçbir mahkeme kararı geri getiremez.