Aile Dayanışma Ağı’nın 38. buluşmasında konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davada savunma sıralamasının gerekçesiz biçimde değiştirilmesini ve duruşmanın her koşulda 9 Temmuz’da tamamlanmak istenmesini “adil yargılanma hakkını zedeleyen bir müdahale” olarak değerlendirdi. İmamoğlu, mahkemenin aceleciliğinin hukuki değil, siyasi bir takvime hizmet ettiği yönündeki kuşkuların giderek güçlendiğini söyledi.
19 Mart operasyonlarının ardından tutuklananların yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 38’inci buluşmasını İstanbul Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirdi. Toplantıya CHP yöneticileri, hukukçular, gazeteciler, sanatçılar ve çok sayıda yurttaş katılırken, gündemin merkezinde Silivri’de devam eden İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında yaşanan son gelişmeler yer aldı.
Toplantıda konuşan Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, önceki gün görülen duruşmada alınan kararların yalnızca sanıkların değil, Türkiye’de adalet sistemine duyulan güvenin de sorgulanmasına yol açtığını belirterek, yaşananların “hukuk tarihine geçecek nitelikte” olduğunu söyledi.
Savunma Sırası Neden Değiştirildi?
Dilek Kaya İmamoğlu’nun açıklamalarının odağında, mahkemenin dört ay önce kabul ettiği savunma planından vazgeçmesi vardı.
İmamoğlu, davanın başında Ekrem İmamoğlu’nun “örgüt yöneticisi” sıfatıyla yargılanması nedeniyle savunmasını en son yapmak istediğini, bu talebin mahkeme başkanı tarafından kabul edildiğini hatırlattı. Ancak hiçbir hukuki gerekçe açıklanmadan bu kararın değiştirildiğini belirterek şu soruları yöneltti:
“Sayın Ekrem İmamoğlu’nun daha önce mutabık kalınan savunma sıralaması neden değiştirildi? Duruşmanın her koşulda 9 Temmuz’da tamamlanması yönündeki olağanüstü ısrarın gerekçesi nedir? Dört aydır süren bir yargılamanın yalnızca bir hafta daha uzamasının hangi hukuki sakıncası bulunmaktadır?”
Bu soruların yalnızca dava taraflarının değil, kamuoyunun da yanıt beklediği temel meseleler olduğunu vurgulayan İmamoğlu, yargılamanın doğal akışının dışına çıkıldığını savundu.
“Savunma Hakkı Zaman Baskısıyla Sınırlandırılıyor”
İmamoğlu’na göre tartışmanın merkezinde yalnızca duruşma takvimi değil, savunma hakkının kapsamı bulunuyor.
Dört ay boyunca hiçbir sanık ve avukata süre sınırlaması uygulanmadığını hatırlatan İmamoğlu, şimdi yalnızca en ağır suçlamalarla yargılanan sanıklar için zaman baskısı oluşturulmasının adil yargılanma ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi.
Bir kişinin aynı gün içinde üç ayrı davada savunma yapmak zorunda bırakılmasının ne hukuken ne de vicdanen kabul edilebilir olduğunu ifade eden İmamoğlu, mahkemenin savunmanın süresini belirlemeye çalışmasının savunma hakkını fiilen daralttığını söyledi.
İmamoğlu ayrıca, Ekrem İmamoğlu’nun kapsamlı savunmasının kamuoyunda yaratacağı etkinin azaltılması amacıyla savunma gününün uluslararası gündemin yoğun olduğu NATO Zirvesi ile aynı tarihe denk getirilmeye çalışıldığı yönünde ciddi kuşkular bulunduğunu da dile getirdi.
“Bu Bir Yargılama Değil, Önceden Yazılmış Bir Senaryo”
Konuşmasının en dikkat çekici bölümünde Dilek Kaya İmamoğlu, yaşanan sürecin artık klasik bir ceza yargılaması olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Savunma hakkının sınırlandırıldığı, mahkemenin kendi belirlediği usulleri değiştirdiği ve yargılama sürecinin önceden belirlenmiş bir takvime göre ilerlediği izleniminin oluştuğunu belirten İmamoğlu, “Bizler yargılanmıyoruz; herkesin kendisine biçilen rolü oynadığı bir tiyatronun içinde bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.
Duruşma sırasında Ekrem İmamoğlu, avukatları ve davayı izleyen milletvekillerinin salon dışına çıkarılmasını da eleştiren İmamoğlu, bunun yargılamanın şeffaflığı ve savunma hakkı açısından kaygıları daha da artırdığını ifade etti.
Tutuksuz Yargılama Çağrısı
Bir yıldır herhangi bir ayrıcalık değil, hukuk devletinin gereği olan eşit yargılama ilkelerini talep ettiklerini belirten Dilek Kaya İmamoğlu, tutuklamanın istisna, tutuksuz yargılamanın ise temel ilke olması gerektiğini vurguladı.
Başta Türkiye Barolar Birliği ve İstanbul Barosu olmak üzere tüm hukuk kurumlarını, siyasi partileri ve demokratik kamuoyunu Silivri’deki yargılamaları izlemeye çağıran İmamoğlu, davanın yalnızca Ekrem İmamoğlu’nun değil, Türkiye’de hukukun üstünlüğü, adil yargılanma hakkı ve seçmen iradesinin geleceği açısından kritik bir sınav niteliği taşıdığını söyledi.
Silivri İçin Dayanışma Çağrısı
Toplantıda konuşan Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarından Seraf Özer de önümüzdeki hafta yargı sürecinin kritik bir aşamaya gireceğini belirtti.
Özer, Ekrem İmamoğlu’nun pazartesi günü diploma davası, kamuoyunda “casusluk davası” olarak anılan dosya ve İBB ana davası olmak üzere aynı anda üç farklı yargılamayla karşı karşıya kalacağını, salı günü ise İBB davasında savunmasını yapmasının beklendiğini açıkladı.
Bu nedenle kamuoyuna dayanışma çağrısı yapan Özer, yurttaşları ve hukuk çevrelerini Silivri’deki duruşmaları izlemeye davet etti.
Yargılama Takvimi Değil, Hukukun Güvencesi Tartışılıyor
Ekrem İmamoğlu davasında yaşanan son gelişmeler, artık yalnızca bir ceza yargılamasının usulüne ilişkin tartışmaların ötesine geçmiş durumda. Savunma sırasının değiştirilmesi, duruşmanın belirli bir tarihe yetiştirilmesi yönündeki ısrar ve savunma sürelerine ilişkin müdahaleler, muhalefet ve hukuk çevreleri tarafından adil yargılanma hakkı bakımından ciddi soru işaretleri doğuran uygulamalar olarak değerlendiriliyor.
Hukuk devletlerinde yargılamaların yalnızca bağımsız olması değil, aynı zamanda bağımsız görünebilmesi de temel ilke kabul ediliyor. Bu nedenle yargı süreçlerinde ortaya çıkan her usul tartışması, yalnızca davanın taraflarını değil, toplumun adalet sistemine duyduğu güveni de doğrudan etkiliyor.


















