back to top
Ana Sayfa Haberler İmamoğlu’nun Savunmasına Da Engel: Bir Gün Önce Canlı Yayın Sorulmuştu

İmamoğlu’nun Savunmasına Da Engel: Bir Gün Önce Canlı Yayın Sorulmuştu

Silivri’de tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun mahkemede yapamadığı savunmasını kitaplaştırarak kamuoyuna ulaştırma girişiminin toplatma ve basımının durdurulması kararıyla engellendiği açıklandı. Karar, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bir gün önce İBB davasının canlı yayınlanıp yayınlanmayacağını tartışmaya açan sözlerinin hemen ardından gelirken, “mahkemeyi canlı yayınlayalım” çağrısının ardından sanığın savunmasının kitap olarak yayımlanmasına getirilen engel, yargılamanın kamuya açıklığı konusunda yeni bir tartışma başlattı.

Canlı Yayın Tartışmasının Ardından Savunmaya Engel

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Kocaeli’de yaptığı konuşmada, Silivri’de görülen İBB davasında Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkının kısıtlandığını ve mahkemede yapamadığı savunmasını kitap haline getirerek kamuoyuna anlatmak istediğini söyledi. Özel, İmamoğlu’nun savunmasının kitap olarak basılması ve dağıtılmasının ise toplatma ve basımın durdurulması kararıyla engellendiğini açıkladı.

Özel’in açıklamasına göre İmamoğlu’na önce savunmasını davanın son aşamasında yapacağının söylendiği, daha sonra ise kendisi ve avukatlarının savunmalarını tamamlaması için son derece sınırlı bir süre öngörüldüğü belirtildi. Özel, 9 Temmuz olarak belirlenen tarihin daha sonra 18 Ağustos’a bırakıldığını, ancak İmamoğlu’nun bu tarihte de savunma yapmak için hemen söz alamadığını ifade etti.

İmamoğlu’nun bunun üzerine mahkemede kullanamadığı savunmasını kitaplaştırarak kamuoyuna ulaştırmak istediğini belirten Özel, kitabın basım ve dağıtımına müdahale edildiğini duyurdu. Böylece tartışma, yalnızca mahkeme salonunda savunma süresinin ne kadar olduğu sorusundan çıkıp, sanığın mahkeme dışında kendisini kamuoyuna anlatma hakkına kadar genişledi.

“Madem Canlı Yayın, Neden Savunma Kitabı Yasak?”

Gelişmenin dikkat çekici yönlerinden biri, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in İBB davasındaki duruşmaların canlı yayımlanması tartışmasına ilişkin sözlerinin hemen ardından İmamoğlu’nun savunma kitabına yönelik kararın gündeme gelmesi.

Özel, Gürlek’in İmamoğlu’nun daha önce canlı yayın talebinde bulunduğunu hatırlatarak “şimdi olsa halen daha ister mi” anlamına gelen değerlendirmesine tepki gösterdi. Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçmişteki canlı yayın açıklamalarını da hatırlatarak mahkemenin canlı yayımlanması çağrısını yineledi.

Ancak tartışmanın tam bu noktada başka bir boyut kazandığı görülüyor. Eğer kamuoyunun mahkemeyi canlı izlemesinin önünde hukuken ve fiilen aşılmaz bir engel bulunmadığı düşünülüyorsa, mahkeme salonunda söylenmesine izin verilmeyen bir savunmanın kitaplaştırılarak kamuoyuna ulaştırılmasının neden engellendiği sorusu ortaya çıkıyor.

Özel’in açıklaması bu çelişkiye dikkat çekiyor: Bir yandan “canlı yayın” üzerinden yargılamanın kamuoyuna açılması tartışılırken, diğer yandan davanın sanığı tarafından hazırlanan savunmanın basılı biçimde kamuoyuna ulaşması engelleniyor.

Savunma Hakkı Mahkeme Salonu İle Sınırlı Mı?

Hukuk devletinde savunma hakkının özü, sanığın kendisine yöneltilen suçlamalara karşı etkili biçimde cevap verebilmesini gerektiriyor. Bu hakkın yalnızca mahkeme salonunda mikrofonun açık olduğu birkaç saatle sınırlanması, özellikle yüzlerce sanığın ve çok sayıda suçlamanın bulunduğu kapsamlı davalarda ayrıca tartışılması gereken bir mesele.

Özel, İmamoğlu’nun davasında çok sayıda olayın tek tek ele alınması gerektiğini, sanığın kendisini savunabilmesi için zamana ihtiyaç duyduğunu belirterek, savunmanın kısıtlanmasının ardından kitap yoluyla kamuoyuna ulaşma girişiminin de engellendiğini söyledi.

Buradaki temel mesele yalnızca İmamoğlu’nun kişisel olarak ne kadar süre konuşacağı değil. Yargılanan kişinin kendi savunmasını nasıl ve hangi araçlarla kamuoyuna anlatabileceği sorusu, ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkıyla doğrudan kesişiyor.

Mahkeme salonundaki savunma ile kitap yoluyla kamuoyuna yapılan savunma hukuken aynı işlem olmasa da, ikisinin ortak noktası sanığın kendisine yöneltilen suçlamalara karşı kendi anlatısını oluşturabilmesi. Birincisinin süreyle, ikincisinin ise basım ve dağıtım kararıyla sınırlandırılması, yargılamanın kamuoyuna hangi anlatı üzerinden ulaşacağı sorusunu daha da önemli hale getiriyor.

Yargılama Kamuoyunun Gözünden Ne Kadar Uzak?

İBB davası başından bu yana yalnızca sanıkların özgürlükleri ve üzerlerine atılı suçlamalar nedeniyle değil, yargılama usulü ve kamuoyunun bilgiye erişimi açısından da tartışılıyor. Özel’in açıklaması, bu tartışmaya yeni bir halka ekliyor: Mahkemenin canlı yayınlanması tartışılırken sanığın kendi savunmasının basılı olarak yayımlanmasının engellenmesi.

Burada birbirinden farklı iki hukuki işlemin birbirine karıştırılmaması gerekiyor. Canlı yayın kararı mahkemenin duruşma sürecinin kamuya açık biçimde izlenmesiyle ilgiliyken, bir kitabın toplatılması veya basımının durdurulması kararı ifade ve yayın özgürlüğü alanına giriyor. Ancak siyasal açıdan iki gelişme aynı sorunun etrafında birleşiyor: Kamuoyu, Türkiye’nin en önemli siyasi davalarından birinde tarafların ne söylediğine ne ölçüde doğrudan ulaşabilecek?

Üstelik söz konusu olan sıradan bir siyasi açıklama değil; İmamoğlu’nun mahkemede kendisine yöneltilen suçlamalara karşı hazırladığı savunma. Dolayısıyla savunmanın mahkeme salonunda sınırlanması ve ardından yazılı olarak kamuoyuna ulaşmasının engellenmesi iddiası, davanın esasından bağımsız olarak ayrıca değerlendirilmesi gereken bir demokratik hukuk devleti sorununa işaret ediyor.

“Hodri Meydan” Denilen Yerde Asıl Soru

Özel, Erdoğan’a ve iktidara açık bir çağrı yaparak mahkemenin canlı yayınlanmasını istedi. Geçmişte Erdoğan ve Bahçeli tarafından yapılan canlı yayın açıklamalarını hatırlatan Özel, Meclis’in acil toplantıya çağrılması ve duruşmaların canlı yayımlanmasını sağlayacak düzenleme yapılması çağrısında bulundu.

Bu çağrının ardından ortaya çıkan tablo ise siyasi iktidarın yargılamanın kamuya açıklığı konusundaki tutumunu yeniden tartışmaya açıyor. Çünkü canlı yayın talebinin samimiyetinin ölçüsü, yalnızca “yayınlansın” demek değil; savunmanın, iddiaların ve karşı iddiaların kamuoyunun bilgisine hiçbir siyasi müdahale olmaksızın ulaşabilmesini sağlamak.

İmamoğlu’nun savunma kitabına ilişkin kararın gerekçesi ve hangi yargı makamı tarafından verildiği de bu nedenle kritik önem taşıyor. Kararın hukuki dayanağının kamuoyuna açık biçimde ortaya konulması, basım ve dağıtımın hangi gerekçeyle durdurulduğunun açıklanması ve karara karşı hangi hukuki yolların işletileceğinin bilinmesi gerekiyor.

Çünkü demokratik bir yargı düzeninde mesele yalnızca mahkemenin karar vermesi değildir. Yargılamanın nasıl yürütüldüğü, sanığın kendisini nasıl savunduğu ve kamuoyunun bu süreci ne ölçüde izleyebildiği de hukuk devletinin niteliğini belirleyen unsurlardır.

Mahkeme Açılmadığında Savunma Başka Yoldan Konuşuyor

İmamoğlu’nun savunmasının kitaplaştırılmasına yönelik engelleme iddiası, bu açıdan davanın sembolik bir başka aşamasına dönüşüyor. Mahkeme salonunda zaman ve usul tartışmaları nedeniyle kısıtlanan bir savunmanın ardından, aynı savunmanın yazılı olarak yurttaşlara ulaştırılmasının da engellenmesi, kamuoyunun davaya ilişkin bilgi kaynaklarının daraltıldığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

Özel’in aktardığı tablo doğruysa ortaya şu paradoks çıkıyor: “Canlı yayınlansın” denilen bir mahkeme, sanığın kendi savunmasını kitap olarak yayımlaması söz konusu olduğunda kamuoyuna kapatılıyor.

Bu nedenle tartışma artık yalnızca Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının basılıp basılamayacağı meselesi olmaktan çıkmış durumda. Asıl soru, Türkiye’nin en yakından izlenen siyasi yargılamalarından birinde savunma hakkının, ifade özgürlüğünün ve toplumun bilgi edinme hakkının sınırlarının kim tarafından ve hangi ölçütlerle belirlendiği.

Yargılamanın adil olup olmadığına ilişkin tartışmanın sağlıklı yürütülebilmesi için ise bunun yolu savunmayı kısmaktan veya savunmanın yazılı biçimini engellemekten değil, tam tersine iddia makamının da savunma makamının da sözünü kamuoyunun önünde söyleyebilmesinden geçiyor.

İmamoğlu’nun savunma kitabına ilişkin kararın ayrıntıları ve gerekçesi kamuoyuna açıklanmadığı sürece, bir gün önce “canlı yayın” üzerinden yürütülen tartışmanın hemen ardından gelen bu kararın yarattığı siyasal ve hukuki çelişki de ortadan kalkmayacak.