back to top
Ana Sayfa Haberler İsveç’te seçim düğümü: Sandıktan değişim çıktı, hükümetin yolu hâlâ kapalı

İsveç’te seçim düğümü: Sandıktan değişim çıktı, hükümetin yolu hâlâ kapalı

İsveç’te 13 Eylül’de yapılan genel seçim, iktidardaki sağ blok ile merkez sol muhalefet arasındaki dengeleri değiştirdi. Oy sayımı sona yaklaşırken Sosyal Demokratlar, Sol Parti, Yeşiller ve Merkez Parti’den oluşan muhalefet 176 milletvekiliyle 349 sandalyeli Riksdag’da çoğunluk sınırını bir sandalye aşarken, Ulf Kristersson liderliğindeki Tidö ittifakı 173 sandalyede kaldı. Ancak sandıktan çıkan tablo, yalnızca bir hükümet değişikliğine değil, İsveç siyasetinde yeni ve zorlu bir pazarlık dönemine işaret ediyor.

İsveç’te seçim gecesinden bu yana değişmeyen en önemli gerçek şu: seçimin sonucu ortaya çıkmaya başlasa da hükümetin sonucu henüz ortaya çıkmış değil.

Sosyal Demokrat Parti lideri Magdalena Andersson’un öncülüğündeki muhalefet bloku, yüzde 99’a ulaşan geçici sayımda 176 sandalye ile 175 olan çoğunluk eşiğini aştı. Sosyal Demokratlar 99, Sol Parti 30, Yeşiller 22 ve Merkez Parti 25 milletvekilliği elde ediyor. Başbakan Ulf Kristersson’un liderliğindeki Tidö ittifakında ise Ilımlılar 70, İsveç Demokratları 62, Hristiyan Demokratlar 22 ve Liberaller 19 sandalyede bulunuyor.

İsveç Seçim Kurumu, özellikle geç ulaşan erken oylar ve yurtdışından gelen oylar nedeniyle sayımın planlanandan uzun sürdüğünü açıkladı. İlk sayımın 17 Eylül’de tamamlanmasının ardından oyların kontrol amacıyla yeniden sayılması gerekiyor. Bu nedenle mevcut tablo güçlü bir siyasi gösterge olmakla birlikte henüz hukuken kesinleşmiş sonuç değil.

Sağ blok üç sandalye geride, fakat asıl kayıp başka yerde

Seçimin en dikkat çekici sonuçlarından biri İsveç Demokratları’nın gerilemesi oldu.

Göç karşıtı çizgisiyle son yıllarda İsveç siyasetinin en güçlü aktörlerinden biri haline gelen İsveç Demokratları, 2022 seçiminde yüzde 20,5 oy alarak 73 sandalye kazanmıştı. 2026 seçiminde ise geçici sonuçlarda yaklaşık yüzde 17,5 düzeyine gerileyerek 62 sandalyeye düştü. Böylece parti, 2010’da Riksdag’a girmesinden bu yana ilk kez bir genel seçimde oy kaybetti. SVT’nin seçim analizinde de SD’nin özellikle daha önce güçlü olduğu Skåne bölgesinde gerilediği, bazı seçmenlerini Ilımlılar’a kaptırdığı ve genç seçmenler arasındaki desteğinin azaldığı belirtiliyor.

Bu sonuç, İsveç siyasetinde son yıllarda yaşanan önemli bir dönüşümün bütün sonuçlarıyla birlikte okunmasını gerektiriyor. İsveç Demokratları, önce dışarıdan destek veren bir parti konumundayken 2022 sonrasında Tidö anlaşmasıyla hükümet politikalarının belirlenmesinde doğrudan etkili hale geldi. Ancak hükümet ortağı olmadan hükümet üzerinde belirleyici nüfuz sahibi olmak ile hükümet politikalarının sorumluluğunu taşımak arasında önemli bir fark bulunuyor.

Seçim sonrasında SD içinden gelen değerlendirmelerde de bu sorun açıkça görülüyor. Partinin önde gelen isimlerinden Tobias Andersson, gerilemenin nedenlerinden biri olarak partinin muhalefet partisi kimliğinden iktidar çevresindeki aktör kimliğine geçişte yaşadığı güçlüğü gösterdi.

Dolayısıyla 2026 seçimi, SD’nin İsveç siyasetinden çekildiği anlamına gelmiyor. Tersine, 62 sandalye hâlâ Riksdag’daki en büyük ikinci güçlerden birine işaret ediyor. Fakat parti ilk kez yükselen bir çizginin doğal devamı görüntüsünü kaybetmiş durumda.

Sosyal Demokratlar önde, fakat tarihsel ağırlıkları tartışmalı

Sandığın bir başka dikkat çekici sonucu ise Sosyal Demokratların parlamento içindeki en büyük parti konumunu korumasına rağmen elde ettiği yaklaşık yüzde 28’lik oyun, partinin tarihsel gücü açısından olağanüstü bir başarı olarak yorumlanamayacak olması.

SVT’nin yüzde 99’luk geçici sonuçlarında Sosyal Demokratlar 1 milyon 866 binin üzerinde oy ve yüzde 28 düzeyinde destekle 99 sandalye kazanıyor.

Bu nedenle seçim sonucunu yalnızca “Sosyal Demokratların zaferi” şeklinde okumak eksik kalır. Daha doğru tanım, Tidö hükümetinin parlamento çoğunluğunu kaybetmesi ve muhalefetin kıl payı öne geçmesi olacaktır.

İsveç basınındaki değerlendirmeler de bu ayrımı yapıyor. SVT, seçim gecesini değerlendirirken Sol Parti’nin belirgin biçimde büyüdüğünü, Sosyal Demokratlardan özellikle büyük kentlerde oy aldığını ve SD’nin ilk kez gerilediğini vurguluyor.

Bu tablo aynı zamanda İsveç merkez solunun kendi içindeki güç dengesinin de değiştiğini gösteriyor. Muhalefet bloku 176 sandalyeye ulaşmış olsa da bu toplamın bütün bileşenleri aynı siyasi çizgide değil.

Tam tersine, seçim sonrasındaki en büyük sorun da burada ortaya çıkıyor.

176 sandalye var, fakat ortak hükümet formülü yok

İsveç siyasetinin önündeki asıl mesele, 176 milletvekilinin aynı blokta bulunması değil; bu 176 milletvekilinin aynı hükümet modelini kabul edip edemeyeceği.

Merkez Parti ile Sol Parti arasındaki kırmızı çizgiler, seçim öncesinde olduğu gibi seçim sonrasında da belirleyici durumda. Merkez Parti lideri Elisabeth Thand Ringqvist, Vänsterpartiet ile hükümet kurmayacağını açıkça ifade etmişti. Sol Parti ise kendisini yalnızca dışarıdan destek veren bir parti konumuna sıkıştırmak istemediğini ve hükümette yer alması gerektiğini savunuyor.

Sol Parti Genel Başkan Yardımcısı Ida Gabrielsson’un seçim sonrasında “V’nin hükümette olması gerektiği” yönündeki açıklaması, pazarlığın temel sorununu açık biçimde ortaya koydu. Merkez Parti ise SD ile işbirliğini reddederken V ile arasındaki mesafeyi de koruyor.

Böylece ortaya oldukça İsveç’e özgü, fakat çözümü hiç de kolay olmayan bir denklem çıkıyor:

Andersson’un başbakan olabilmesi için yalnızca sağ bloktan üç sandalye fazla olması yetmiyor; dört farklı partinin birbirlerinin kırmızı çizgilerini aşmadan aynı hükümet formülüne ulaşması gerekiyor.

İsveç’in parlamenter sisteminde başbakanın göreve başlayabilmesi için parlamentoda mutlak çoğunluk oyu alması gerekmiyor; ancak milletvekillerinin çoğunluğunun başbakan adayına karşı olmaması gerekiyor. Bu durum hükümet kurma seçeneklerini genişletse de siyasi pazarlığı ortadan kaldırmıyor.

Merkez Parti seçimden sonra kilit konuma geldi

Bu nedenle seçim sonucunda sandalye sayısı bakımından en büyük parti Sosyal Demokratlar olsa da hükümet kurma görüşmelerinin merkezindeki aktörlerden biri 25 sandalyeli Merkez Parti oldu.

Merkez Parti, hem Sosyal Demokratlarla hem de bazı sağ partilerle belirli konularda görüşebilen bir konumda bulunuyor. Ancak parti, İsveç Demokratları ile işbirliğini reddettiği gibi Sol Parti ile aynı hükümette yer alma konusunda da ciddi sınırlar koyuyor. Sveriges Radio’nun seçim sonrasındaki değerlendirmesine göre Merkez Parti hangi yönde hareket ederse etsin kendi çizgisindeki bazı seçmenlerden ve parti içinden eleştiri alma riskiyle karşı karşıya.

Bu nedenle seçim gecesinin ardından ortaya çıkan 176–173 tablosu, klasik anlamda iki bloklu bir seçim sonucundan çok, blokların kendi içindeki ayrışmaların belirleyici olduğu parçalı bir parlamento ortaya çıkardı.

Nitekim Tidö tarafında da durum tamamen çözümlenmiş değil. Ulf Kristersson, seçim sonuçlarının mevcut haliyle kesinleşmesi durumunda hükümet kurmak için farklı seçenekleri değerlendirmek gerektiğini söylerken, Sveriges Radio’nun aktardığı üzere Tidö partileri arasında kırmızı çizgiler korunursa hükümet kurmanın güçleşeceği ifade ediliyor.

İsveç seçmeni yalnızca hükümeti değil, güç dengelerini de değiştirdi

Seçimin daha geniş anlamı ise sandalye hesabının ötesinde.

2022 seçiminden sonra İsveç siyaseti, İsveç Demokratları’nın hükümet üzerindeki belirleyici etkisinin kurumsallaştığı yeni bir döneme girmişti. 2026 seçiminde bu model sandıkta zayıflamış görünüyor. Fakat onun yerine henüz net bir siyasi model çıkmış değil.

Bir tarafta Sosyal Demokratlar, Sol Parti, Yeşiller ve Merkez Parti bulunuyor. Diğer tarafta Ilımlılar, İsveç Demokratları, Hristiyan Demokratlar ve Liberaller var. Ancak her iki tarafın içinde de ciddi politika farklılıkları bulunuyor.

Özellikle ekonomi, vergiler, enerji, göç, suçla mücadele ve sosyal devlet politikaları, partiler arasındaki ayrışmaların temel başlıkları olmaya devam ediyor. Seçim kampanyası sırasında Andersson daha geniş siyasi uzlaşmalar arayacağını, özellikle enerji, suç, altyapı, kamu yayıncılığı ve konut politikalarında parlamentodaki partilerle görüşmek istediğini açıklamıştı.

Bu açıdan bakıldığında İsveç seçiminin sonucu yalnızca bir iktidar değişikliği tartışması değildir. Aynı zamanda son yıllarda göç, güvenlik ve kültür savaşları ekseninde sertleşen siyasetin ardından sosyal politika, ekonomi ve kamu hizmetlerinin yeniden daha güçlü bir siyasal tartışma alanına dönüp dönmeyeceği sorusunu da gündeme getiriyor.

Sandıktan çıkan sonuç kesin, hükümetin adı henüz değil

İsveç’te 13 Eylül seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo şimdilik açık: Muhalefet, geçici sonuçlarda 176 sandalyeyle çoğunluk sınırını geçti; Tidö ittifakı 173 sandalyede kaldı. İsveç Demokratları geriledi, Sol Parti güç kazandı, Sosyal Demokratlar parlamentodaki en büyük parti olmayı sürdürdü ve Merkez Parti hükümet kurma sürecinin kilit aktörlerinden biri haline geldi.

Fakat İsveç siyasetinin önündeki asıl soru artık “Kim daha fazla sandalye kazandı?” değil.

Asıl soru, 176 milletvekilinin nasıl bir siyasi programa ve hangi hükümet formülüne dönüşeceği.

İsveç Seçim Kurumu’nun nihai sonuçları açıklamasının ardından başlayacak hükümet görüşmeleri bu nedenle seçim gecesinden çok daha önemli olabilir. Çünkü sandık, mevcut Tidö hükümeti açısından parlamento çoğunluğunu ortadan kaldırmış olsa da Magdalena Andersson’a henüz hazır bir hükümet vermiş değil.

İsveç’in önündeki süreç, bir seçim sonucundan çok, parçalanmış siyasi dengeler içinde yeni bir çoğunluğun nasıl kurulacağına ilişkin uzun bir müzakere olacak.

Ve 176 ile 173 arasındaki yalnızca üç sandalyelik fark, bu müzakerenin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.