Üç yıl önce Salacak Sahili’nde uğradığı saldırıya ilişkin davanın duruşmasına cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katılan şehir plancısı Ramazan Gülten, kendisine saldıranların hâlâ serbest olduğunu hatırlatarak, “Kamu görevimi yaptığım için tutukluyum” sözleriyle Türkiye’de hukuk, kent hakkı ve kamu görevlilerinin korunmasına ilişkin çarpıcı bir tablo ortaya koydu. Dava ise dördüncü yılına girerken bir kez daha ertelendi.
Üç Yıllık Dosya Bir Kez Daha Ertelendi
İstanbul’un kamusal alanlarının korunması konusunda yürüttüğü çalışmalarla bilinen şehir plancısı Ramazan Gülten, üç yıl önce Salacak Sahili’nde uğradığı saldırıya ilişkin davanın son duruşmasının gerçekleştirildiğini duyurdu. Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, duruşmaya fiziken katılma talebinin kabul edilmediğini, cezaevinden SEGBİS sistemi üzerinden bağlanmasının yeterli görüldüğünü ifade etti.
Gülten, Marmara Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan katıldığı duruşmada sanıkların hiçbirinin hazır bulunmadığını belirterek, davanın Aralık ayına ertelendiğini açıkladı. Böylece kamu görevlisine yönelik saldırıya ilişkin yargılama dördüncü yılına doğru uzamış oldu.
Çelişkinin Adı: Kamu Görevini Yapmak
Gülten’in paylaşımında öne çıkan en dikkat çekici vurgu ise yargı sürecindeki çelişkiye ilişkin oldu. Açıklamasında, “Bir kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla saldıran, yaralayan ve linç etmeye çalışan kişiler bugün özgürce hayatlarına devam ediyor, kamu alanlarında ticaretlerini sürdürüyor. Ben ise kamu görevimi yaptığım için tutukluyum” ifadelerini kullandı.
Bu sözler, yalnızca kişisel bir mağduriyet anlatısı değil, kent hakkını savunan kamu görevlilerinin karşı karşıya kaldığı hukuki ve siyasal tabloya yönelik güçlü bir eleştiri niteliği taşıyor. Kamu yararını koruma göreviyle hareket eden bir şehir plancısının tutuklu bulunması, buna karşın saldırı suçlamasıyla yargılanan kişilerin özgürlüklerini sürdürmesi, adalet sisteminin işleyişine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıyor.
Kent Hakkı Mücadelesi Yargı Koridorlarında
Salacak Sahili, uzun yıllardır kamusal kullanım alanları ile ticari rant projeleri arasındaki gerilimin simge mekânlarından biri olarak öne çıkıyor. Gülten’in uğradığı saldırı da bu tartışmaların en görünür olaylarından biri olmuş, kamu alanlarının korunması için görev yapan bir belediye bürokratına yönelik şiddet olarak kayıtlara geçmişti.
Aradan geçen üç yıla rağmen davanın sonuçlanmamış olması, sanıkların duruşmalara katılmaması ve dosyanın bir kez daha ertelenmesi, etkili yargılama hakkı açısından soru işaretlerini büyütüyor. Gülten’in bugün cezaevinden davayı takip etmek zorunda kalması ise kent mirasını korumaya çalışan kamu görevlilerinin içinde bulunduğu hukuki tabloyu daha da görünür hale getiriyor.
Bir Davadan Fazlası
Ramazan Gülten’in paylaşımı, bireysel bir yargı sürecinin ötesinde, Türkiye’de kamu yararı, kent hakkı ve hukuk devleti ilkelerinin kesiştiği bir tartışmaya işaret ediyor. Kentin ortak mirasını korumaya çalışanların tutuklu olduğu, buna karşılık kamu görevlisine saldırmakla suçlanan kişilerin serbest kaldığı bir tablo, yalnızca bir dava dosyasının değil, adalet sistemine ilişkin toplumsal algının da sorgulanmasına neden oluyor.
Dördüncü yılına giren Salacak saldırısı davası, bu yönüyle yalnızca bir ceza yargılaması değil; kamu yararı ile rant, hukuk ile güç ve adalet ile cezasızlık arasındaki gerilimin simgesel dosyalarından biri olmayı sürdürüyor.











