The Nation dergisinde yayımlanan kapsamlı incelemede, yazar Aniruddha Dutta, İngiliz Marksist düşünür Andy Merrifield’ın “Roses for Gramsci” adlı kitabı üzerinden Antonio Gramsci’nin mirası etrafında süren ideolojik mücadeleleri, akademik tartışmaları ve günümüz dünyasındaki siyasal anlamını mercek altına alıyor. Yazı, Gramsci’nin yalnızca bir düşünür değil, farklı siyasal akımların kendi suretlerini gördüğü bir aynaya dönüştüğünü savunurken, aynı zamanda onun asıl politik mirasının kültürel yorumlar arasında giderek silikleştiğine dikkat çekiyor.
Gramsci Herkesin Sahiplendiği Bir Düşünüre Dönüştü
The Nation’da yayımlanan ve Aniruddha Dutta imzasını taşıyan değerlendirme, Antonio Gramsci’nin ölümünden yaklaşık bir asır sonra hâlâ dünya siyasetinin ve akademisinin en etkili figürlerinden biri olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor.
Dutta’ya göre Gramsci’nin olağanüstü popülerliğinin temel nedeni, düşüncelerinin belirli bir ideolojik kalıba sığdırılamayacak kadar geniş ve çok katmanlı olması. Liberal çevrelerden sosyal demokratlara, kültürel çalışmalardan postkolonyal teorilere, Maoistlerden akademik solun farklı damarlarına kadar çok geniş bir yelpaze Gramsci’yi sahipleniyor.
Bu durum, zamanla Gramsci’nin eserlerini bir siyasal rehberden çok farklı ideolojik pozisyonların kendi yansımalarını gördüğü bir aynaya dönüştürmüş durumda.
Hapishane Defterlerinden Doğan Sonsuz Tartışma
Gramsci’nin faşist Mussolini rejimi altında kaleme aldığı ve 33 defterden oluşan ünlü Hapishane Defterleri, yazının merkezindeki temel tartışma başlıklarından biri.
Dutta, Gramsci’nin sansürü aşabilmek için kullandığı şifreli kavramların yıllar içinde farklı yorumlara kapı açtığını belirtiyor.
“Hegemonya”, “organik entelektüel”, “subaltern sınıflar”, “güney sorunu” gibi kavramlar bugün farklı akademik ekoller tarafından birbirinden oldukça farklı biçimlerde yorumlanıyor.
Sonuç olarak Gramsci’nin metinleri, üzerine en çok yazılan Marksist külliyatlardan biri haline gelmiş durumda.
Merrifield’in Gramsci Arayışı
Makalenin odağında Andy Merrifield’ın “Roses for Gramsci” adlı kitabı bulunuyor.
Dutta’ya göre Merrifield’in amacı yeni bir Gramsci biyografisi yazmak değil. Aksine, akademik yorumların ve teorik tartışmaların içine gömülmüş Gramsci’yi yeniden canlı bir figür olarak ortaya çıkarmaya çalışıyor.
Merrifield, Roma’daki Katolik Olmayan Mezarlık’ta gönüllü olarak çalışırken Gramsci’nin mezarı etrafında gelişen gündelik hayatı, ziyaretçileri, anıları ve tartışmaları izliyor.
Bu yaklaşım, Gramsci’yi bir müze nesnesi olmaktan çıkarıp yaşayan bir siyasal hafızaya dönüştürme çabası olarak değerlendiriliyor.
Bir Mezarın Etrafında Dönen Siyasal Bellek
Roma’daki mezarlık, yalnızca Gramsci’nin değil, aynı zamanda İngiliz romantik şairleri John Keats ve Percy Shelley’nin de mezarlarını barındırıyor.
Ancak Dutta’nın aktardığına göre Gramsci’nin mezarı, İtalya’da faşizme karşı direnişin ve demokratik hafızanın sembollerinden biri haline gelmiş durumda.
Merrifield burada yalnızca ziyaretçileri gözlemlemiyor; aynı zamanda Gramsci’nin yaşamındaki önemli mekânları da yeniden dolaşıyor.
Bir zamanlar Mussolini’nin polisleri tarafından tutuklandığı mütevazı otelin bugün lüks bir butik otele dönüşmüş olması, tarih ile günümüz arasındaki çarpıcı kopuşlardan biri olarak aktarılıyor.
Gramsci’nin Hayatındaki Görünmeyen Kahramanlar
Yazı, Gramsci’nin düşünsel üretiminde kritik rol oynayan iki isme özel önem veriyor.
Bunlardan ilki, hapishane yıllarında Gramsci’yi yalnız bırakmayan baldızı Tatiana Schucht.
Diğeri ise ünlü iktisatçı Piero Sraffa.
Sraffa yalnızca Gramsci’nin dostu değil; aynı zamanda onun hastane masraflarını karşılayan, kitaplarını sağlayan ve uluslararası serbest bırakılma kampanyalarını örgütleyen kişi olarak öne çıkıyor.
Dutta, Gramsci’nin siyasal düşüncesinin arkasındaki insani ilişkiler ağını görünür kılması bakımından Merrifield’in çalışmasını önemli buluyor.
Güney Sorunu Ve İç Sömürgecilik
Makalenin en önemli bölümlerinden biri Gramsci’nin ünlü “Güney Sorunu” teorisine ayrılıyor.
Gramsci’ye göre İtalya’nın güneyi yalnızca ekonomik olarak geri bırakılmış bir bölge değildi.
Kuzeyin sanayileşmiş merkezleri ile güneyin tarımsal bölgeleri arasındaki ilişki, bir tür “iç sömürgecilik” mekanizması yaratıyordu.
Güneydeki köylüler ve emekçiler, kuzey sanayisini besleyen ucuz üreticiler olarak işlev görüyor; buna karşılık kuzeyin pahalı ürünlerini tüketmek zorunda bırakılıyordu.
Bu ekonomik sömürü yalnızca zor yoluyla değil, aynı zamanda kültürel hegemonya aracılığıyla sürdürülüyordu.
Hegemonya Kavramının Asıl Anlamı
Dutta’nın dikkat çektiği noktalardan biri de Gramsci’nin hegemonya kavramının günümüzde çoğu zaman eksik yorumlanması.
Gramsci için hegemonya yalnızca kültürel üstünlük değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal liderlik kapasitesiydi.
Bir sınıf, devlet iktidarını ele geçirmeden önce toplumsal rızayı üretmek zorundaydı.
Bu nedenle entelektüeller, gazeteler, kültürel kurumlar ve gündelik yaşam pratikleri siyasal mücadelenin ayrılmaz parçalarıydı.
Dutta’nın Merrifield Eleştirisi
Makalenin en çarpıcı bölümlerinden biri ise Dutta’nın Merrifield’e yönelttiği eleştiriler.
Yazara göre Merrifield, Gramsci’nin kültürel yönlerini ustalıkla anlatırken onun siyasal pratiğini geri plana itiyor.
Özellikle 1919-1920 yıllarında Torino’da işçi konseylerinin örgütlenmesindeki rolü yeterince işlenmiyor.
Oysa Gramsci’nin düşünsel evrenini şekillendiren temel deneyimlerden biri tam da bu işçi hareketleri olmuştu.
Dutta, Gramsci’nin yalnızca kültür teorisyeni olarak okunmasının onun devrimci siyasal karakterini görünmez hale getirdiğini savunuyor.
Günümüzün Yeni Güney Sorunu
Makale burada tarihsel analizden günümüze uzanıyor.
Dutta’ya göre Gramsci’nin “güney sorunu” bugün küresel ölçekte yeniden ortaya çıkmış durumda.
Sanayisizleşen Batı ülkeleri ile ucuz emek bölgelerine dönüşen Asya, Afrika ve Latin Amerika arasındaki ilişki yeni bir küresel işbölümü yaratıyor.
Mülteci akınları, küresel tedarik zincirleri ve göçmen emeği, Gramsci’nin yaşadığı dönemin çok ötesinde yeni eşitsizlik biçimleri üretiyor.
Bu nedenle Gramsci’nin düşüncesi yalnızca İtalya’yı değil, günümüz kapitalizminin küresel yapısını anlamak için de güncelliğini koruyor.
Mezardan Dünyaya Bakan Bir Düşünür
Dutta, yazısını etkileyici bir soruyla tamamlıyor.
Eğer Gramsci bugün yaşasaydı dikkatini hangi tarafa çevirirdi?
Müzelere, akademik konferanslara ve entelektüel tartışmalara mı; yoksa Akdeniz’i aşmaya çalışan mülteci teknelerine, tarım alanlarında güvencesiz çalışan göçmen işçilere ve küresel eşitsizliğin yeni mağdurlarına mı?
Makalenin verdiği yanıt açık:
Gramsci’nin gerçek mirası, onun adına yapılan anma törenlerinde değil; hâlâ süren sömürü, eşitsizlik ve adaletsizlik mücadelelerinde yaşamaya devam ediyor.
Kaynak
- Aniruddha Dutta, “Antonio Gramsci’s Ghosts”, The Nation, Haziran 2026.
- Andy Merrifield, Roses for Gramsci.
- Antonio Gramsci, Prison Notebooks (Hapishane Defterleri).
- Gramsci’nin Mezarı Başında Bir Yüzyılın Hesabı - 4 Haziran 2026
- Sanata Erişim Olmayan Yerde Demokrasi Eksiliyor - 20 Mayıs 2026
- Alkışın Vicdanı Var Mıdır? - 18 Mayıs 2026
















