Deniz Göktaş’ın tutuklanması, Türkiye’de ifade özgürlüğünün geldiği noktayı gösteren ağır bir hukuk sorunu olarak tarihe geçti. Bir komedyenin sahnede kurduğu cümleler nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılması, yalnızca bir sanatçının cezalandırılması değildir; siyasal iktidarın eleştiriye tahammül sınırını ve yargının bu süreçte üstlendiği rolü de gözler önüne seren yeni bir örnektir.
Tam da bu nedenle, İstanbul Adliyesi önünde oluşan dayanışmanın merkezinde Deniz Göktaş değil, ifade özgürlüğü olmalıydı. Ancak yaşanan bazı görüntüler, davanın özünü gölgeleyen başka bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Bunların başında Kemal Kılıçdaroğlu’nun adliyeye gelişi vardı.
Elbette herkes gibi onun da bir davayı takip etme hakkı vardır. Tartışılan mesele bu değildir. Tartışılan, bu ziyaretin siyasi anlamıdır.
Çünkü kamuoyunun önemli bir bölümü şu soruyu sormaktadır: Bugün Deniz Göktaş için adliye kapısında görünen bir siyasetçi, kendi partisinde seçilmiş milletvekillerinin, belediye başkanlarının, belediye çalışanlarının ve parti üyelerinin hukuk mücadelelerinde neden aynı görünürlüğü göstermedi?
Son yıllarda CHP içinde yaşanan çok sayıda hukuki ve siyasi tartışmada sessiz kalan, hatta zaman zaman mağdur olduklarını söyleyen partilileri eleştiren açıklamalar yapan bir siyasetçinin bugün ifade özgürlüğü adına en ön safta görünmesi doğal olarak samimiyet tartışmasını beraberinde getiriyor.
Asıl çelişki ise burada da bitmiyor.
Kılıçdaroğlu, CHP içindeki tartışmalarda defalarca “Yargıya gidin, mahkemeden aklanıp gelin” yaklaşımını savundu. Hukuki sürecin belirleyici olması gerektiğini söyledi. Bugün ise aynı yargının verdiği bir tutuklama kararına karşı adliye önünde siyasi tavır alıyor.
Burada cevap bekleyen soru şudur:
Eğer yargı, parti içi anlaşmazlıklarda güvenilecek kadar bağımsızsa, Deniz Göktaş dosyasında neden güvenilmez hale geliyor?
Yok eğer bugün ifade özgürlüğünü tehdit eden, siyasal iktidarın etkisi altındaki bir yargı düzeni bulunduğu kabul ediliyorsa, o halde aynı yargının CHP içindeki tartışmalarda vereceği kararların da siyasetten bağımsız olduğu nasıl savunulabilir?
Bu iki yaklaşım aynı anda doğru olamaz.
Tam da bu nedenle adliye önündeki görüntüler birçok kişi tarafından Deniz Göktaş’a destekten çok, siyasi meşruiyet üretme çabası olarak okundu.
Çünkü meşruiyet, hukuki prosedürlerle elde edilen bir belge değildir. Toplumun vicdanında kazanılır.
Bir siyasetçinin, kendi partisinde yaşanan hukuksuzluk iddiaları karşısında sessiz kalıp, yalnızca kamuoyunun yoğun ilgi gösterdiği davalarda görünür olması, ister istemez “ilkesel duruş” değil, “siyasi pozisyon alma” tartışmasını doğurur.
Daha da önemlisi, bugün Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına yol açan siyasal iklim ile CHP içinde yaşanan hukuk tartışmalarını birbirinden tamamen bağımsız görmek de mümkün değildir.
Türkiye’de uzun süredir tartışılan temel mesele, yargının bağımsızlığıdır. Eğer gerçekten yargının siyasal etkiden uzak olmadığı düşünülüyorsa, bu tespitin yalnızca iktidarın hoşumuza gitmeyen kararları için değil, herkes için geçerli olması gerekir. Hukukun üstünlüğü ilkesi, kişilere ve konjonktüre göre işletildiğinde artık ilke olmaktan çıkar, siyasal söyleme dönüşür.
Deniz Göktaş davası bu nedenle yalnızca bir komedyenin tutuklanmasını anlatmıyor.
Bu dava aynı zamanda muhalefetin de kendi içinde tutarlılık sınavına dönüştü.
İfade özgürlüğünü savunmak, yalnızca kameraların olduğu yerde adliye önüne gitmekle olmaz. Aynı ilkeyi kendi partinizde, kendi arkadaşlarınız için, kendi belediye çalışanlarınız için, kendi seçilmişleriniz için de savunabiliyorsanız anlam kazanır.
Aksi halde toplum, yapılan açıklamaları hak mücadelesi olarak değil, kaybedilmiş siyasi meşruiyeti yeniden üretme girişimi olarak okumaya başlar.
Bugün Deniz Göktaş’ın gerçekten ihtiyacı olan şey ise hiçbir siyasetçinin meşruiyet arayışı değildir.
İhtiyaç duyulan şey; ifade özgürlüğünü herkes için, istisnasız herkes için savunabilen tutarlı bir demokratik duruştur. Çünkü hukukun en büyük düşmanı yalnızca baskı değildir; ilkesizliktir. İlkelerin kişiye göre değiştiği yerde adalet de, özgürlük de, demokrasi de en ağır yarayı alır.
- Deniz Göktaş Üzerinden Meşruiyet Aramak - 3 Temmuz 2026
- Türkiye’de Yargının Bağımsızlığı Ve Tarafsızlığı Yok - 28 Haziran 2026
- Enflasyon Rejimi Kalıcılaşıyor - 6 Haziran 2026


















