T24’te konuk yazar olark yazan Nejla Kurul, komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını yalnızca bireysel bir hukuk süreci olarak değil, Türkiye’de ifade özgürlüğü, mizah ve demokratik kamusal alanın daralmasının yeni bir göstergesi olarak değerlendirdi. Kurul’a göre mizah, yalnızca güldüren bir sanat dalı değil; iktidarı denetleyen, toplumsal eleştiriyi görünür kılan ve demokrasinin nefes almasını sağlayan temel araçlardan biri.
Bir Tutuklama, Yeni Bir Tanışıklık Yarattı
Nejla Kurul, T24’te yayımlanan “Yeniden mizahı anımsadık, teşekkürler Deniz Göktaş!” başlıklı yazısında, Deniz Göktaş’ı daha önce yakından takip etmediğini, ancak hakkında soruşturma açılması ve gözaltına alınmasının ardından gösterilerini izlemeye başladığını anlatıyor. Kurul, iktidarın baskıcı uygulamalarının zaman zaman istemeden de olsa toplumun farklı sanatçılarla, yazarlarla ve düşünce insanlarıyla tanışmasına neden olan ironik bir sonuç doğurduğunu belirtiyor. Aynı durumun geçmişte Aslı Erdoğan, Burhan Sönmez, Necmiye Alpay ve Mabel Matiz gibi birçok isim için de yaşandığını hatırlatıyor.
Kurul’a göre Göktaş’ın mizahı; gündelik yaşamın içinden beslenen, beklenmedik çağrışımlarla çalışan, yıkıcı olmaktan çok düşündüren, korku ve baskı ortamında topluma nefes aldıran bir hiciv anlayışını temsil ediyor. Mizahın en önemli gücü ise insanları ortak deneyimler etrafında buluşturması ve onları yalnızca güldürmekle kalmayıp düşünmeye sevk etmesi.
Mizah Sadece Eğlence Değil, Demokratik Bir Alan
Yazının önemli bölümlerinden biri, mizahın toplumsal işlevine ayrılıyor. Kurul, mizahın gerilimi azalttığını, kutuplaşmanın yükseldiği dönemlerde insanlar arasındaki mesafeyi yumuşattığını, doğrudan söylenemeyen gerçeklerin ifade edilmesine imkân sağladığını belirtiyor.
Yazara göre mizah aynı zamanda empatiyi güçlendiriyor, insanların hem kendileriyle hem de başkalarıyla yüzleşebilmesini kolaylaştırıyor. Ortak bir kahkaha, ortak bir toplumsal deneyime dönüşürken, güçlü mizah yalnızca güldürmüyor; “Neden güldüm?” sorusunu da sordurarak eleştirel düşünceyi besliyor. Bu nedenle mizah, propaganda değil özgürlükten beslenen bir kültürel üretim alanı olarak değerlendiriliyor.
İfade Özgürlüğü İçin Anayasa Mahkemesi Kararı Hatırlatıldı
Kurul, değerlendirmesini yalnızca kültürel zeminde bırakmıyor; hukuki çerçeveyi de ayrıntılı biçimde ele alıyor. Yazıda, Anayasa Mahkemesi’nin Barış Akademisyenleri olarak bilinen “Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri” kararına geniş yer veriliyor.
Mahkemenin, devletin terörle mücadele politikalarının dahi ağır biçimde eleştirilebileceğini, kamu otoritelerinin ise kamu gücü kullandıkları için çok daha geniş eleştiri sınırlarına katlanmak zorunda olduklarını hatırlattığını aktaran Kurul, yüksek mahkemenin şiddete teşvik içermeyen sözler nedeniyle ceza soruşturmasının istisnai olması gerektiğine dikkat çektiğini vurguluyor. Yazıya göre bu ilke, mizah ve siyasi hiciv açısından da belirleyici öneme sahip.
Mizaha Karşı Ceza Değil, Mizahla Yanıt
Kurul, siyasal iktidarın hiciv karşısında cezalandırıcı refleks yerine demokratik yöntemlere başvurması gerektiğini savunuyor. Yazıda, milyonlarca kişinin Deniz Göktaş’ın gösterilerini izlemesinin toplumsal bir tartışmanın parçası olduğu, bundan rahatsız olunması yerine farklı görüşlerin demokratik zeminde karşılaşmasının teşvik edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Kurul’a göre bir siyasal iktidar, mizahı cezalandırmak yerine kendi kültürel üretimini güçlendirmeyi tercih edebilir. Ancak bunun ön koşulu, ifade özgürlüğünün genişlediği ve toplumun korkuyla yönetilmediği bir kamusal alanın varlığıdır. Korkunun egemen olduğu toplumlarda mizahın gelişmesi de zorlaşmaktadır.
Mizah, Özgürlüğün Barometresi
Yazının en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri, mizah ile demokrasi arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Kurul, mizahın iktidarla yurttaş arasındaki mesafeyi ölçen görünmez bir gösterge olduğunu belirtiyor. Ona göre mizah özgürse toplum da kendisini özgür hisseder; mizaha yönelik tahammülsüzlük ise demokratik alanın daraldığının işaretlerinden biridir.
Bu değerlendirmeyi Hannah Arendt’in kamusal alan yaklaşımıyla ilişkilendiren Kurul, insanların gülme, eleştirme ve sorgulama hakkına yönelik baskının yalnızca bir sanatçıyı değil, kamusal özgürlükleri hedef aldığını savunuyor. Mizaha duyulan tepkinin çoğu zaman esprinin kendisine değil, onun yarattığı özgürleşme duygusuna yöneldiğini ifade ediyor.
Türkiye’nin Mizah Geleneğine Vurgu
Kurul, yazısının son bölümünde Türkiye’nin güçlü mizah geleneğini hatırlatıyor. Kemal Sunal’dan Şener Şen’e, Levent Kırca’dan Metin Akpınar ve Zeki Alasya’ya; Cem Yılmaz’dan Ata Demirer’e, Tolga Çevik’ten Hasan Can Kaya’ya, Feyyaz Yiğit’ten Deniz Göktaş’a kadar uzanan geniş bir mizah geleneğinin toplumun ortak hafızasını oluşturduğunu belirtiyor.
Kadın komedyenlerin ve tiyatro sanatçılarının katkılarını da anan Kurul, mizahın farklı düşünceleri ortak bir zeminde buluşturduğunu, kutuplaşmayı aşan ender kültürel alanlardan biri olduğunu ifade ediyor. Yazısını ise, “Bu ve pek çok nedenle Deniz Göktaş serbest bırakılsın” çağrısıyla tamamlıyor.
Yazının Ortaya Koyduğu Temel Tartışma
Nejla Kurul’un yazısı, Deniz Göktaş dosyasını yalnızca bir komedyenin yargılanması olarak ele almıyor. Yazı, mizahın cezalandırıldığı bir ortamda ifade özgürlüğünün, eleştirel düşüncenin ve demokratik kültürün de baskı altına girdiği tezini öne çıkarıyor. Bu çerçevede Göktaş hakkında yürütülen süreç, Türkiye’de hukukun sınırlarından çok, demokrasinin eleştiriye ve mizaha ne kadar alan tanıdığı sorusunu yeniden gündeme taşıyor.
Kaynaklar: T24’te Nejla Kurul’un kaleme aldığı “Yeniden Mizahı Anımsadık, Teşekkürler Deniz Göktaş!” başlıklı yazı; Anayasa Mahkemesi’nin Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri bireysel başvuru kararı.
- Mizahın Yargılanması Demokrasi Tartışmasını Derinleştirdi - 4 Temmuz 2026
- Özgür Özel’in Diyarbakır Mesajı: Kayıp Dosyalarında Adalet Vurgusu - 26 Haziran 2026
- Diyarbakır’ın Mesajı Net: Özel Kürt Seçmenle Temasını Derinleştirme Arayışında - 26 Haziran 2026


















