back to top
Ana Sayfa Yorum Hukuksuzluğun Gölgesinde Suçlu Arayanlar

Hukuksuzluğun Gölgesinde Suçlu Arayanlar

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in gazeteci Şule Aydın’a verdiği söyleşi, aslında son dönemde CHP içerisinde yaşanan tartışmaların ötesinde çok daha önemli bir gerçeği görünür hale getirdi. Siyasi meşruiyetini tartışmalı bir yargı kararından alanların, o kararın yarattığı hukuksuzluğu konuşmak yerine herkesi suçlamayı tercih etmesi.

Adıgüzel’in açıklamalarında dikkat çeken nokta, CHP’nin içine sürüklendiği “mutlak butlan” tartışmasının özünü oluşturan hukuki ve siyasi sorunlara neredeyse hiç değinmemesiydi. Yetkisi ve tarafsızlığı tartışmalı bir mahkeme kararının, milyonlarca seçmenin iradesiyle belirlenmiş bir parti yönetimini değiştirmesini sorgulamak yerine; gazetecileri, televizyon kanallarını, parti yöneticilerini ve farklı görüşteki siyasetçileri eleştirmeyi tercih etti.

Oysa bugün tartışılan konu, CHP’nin kendi iç meselesi olmaktan çoktan çıkmış durumda. Tartışılan şey, siyasi partilerin yönetimlerinin sandık yerine mahkeme kararlarıyla şekillendirilip şekillendirilemeyeceğidir. Tartışılan şey, yargının siyasete müdahalesidir. Tartışılan şey, Türkiye’de demokrasinin geleceğidir.

Bu nedenle Adıgüzel’in söyleşisinde en dikkat çekici bölüm, Halk TV ve Sözcü TV gibi muhalif medya kuruluşlarına yönelttiği eleştiriler oldu. Ancak bu eleştiriler, beklediği karşılığı bulmak yerine eski ve yeni Halk TV çalışanlarının sert tepkileriyle karşılaştı.

Gazeteci Gözde Şeker’in verdiği yanıt, aslında toplumun geniş kesimlerinde oluşan tepkinin özeti niteliğindeydi:

“Halk TV AKP’ye karşı bir şey yapmadı” diyen Mustafa Adıgüzel AKP’ye karşı ne yapmış acaba? AKP yargısının kendilerine ikram ettiği koltuklara koşuşan bu insanlar, çok kısa bir sürede bu memleketin geleceğine umut bağlayan milyonların nasıl bir siyaset yapma tarzından yıldığını hatırlattılar.”

Şeker’in hatırlattığı gibi, yıllardır hakkını arayan işçilerin, toprağı elinden alınan çiftçilerin, çevre mücadelelerinin, kadınların, emeklilerin, siyasi tutsakların ve mağdur edilen toplum kesimlerinin sesini duyuran kanallardan biri Halk TV oldu. Bu yayın çizgisini eleştirmek elbette mümkündür. Ancak iktidarın hukuki müdahalesiyle oluşan bir siyasi pozisyonun içinden konuşarak bu emeği yok saymak, kamuoyunda ikna edici bulunmuyor.

Benzer bir tepki de gazeteci Sorel Dağıstanlı’dan geldi. Dağıstanlı’nın vurguladığı nokta son derece önemliydi:

“Bugün olan da CHP’nin iç meselesi değil, tıpkı 19 Mart’ta olduğu gibi iktidarın ‘hukukunun’ sonucudur.”

Aslında tartışmanın düğümlendiği yer tam da burasıdır. CHP içinde yaşanan gelişmeleri yalnızca parti içi rekabet ya da liderlik mücadelesi olarak görenler ile bunun siyasi iktidarın yargı üzerinden yürüttüğü daha geniş bir müdahalenin parçası olduğunu düşünenler arasında ciddi bir ayrışma bulunuyor.

Mustafa Adıgüzel’in söyleşisinde dikkat çeken bir diğer nokta ise Özgür Özel’e yönelik eleştirilerin yoğunluğuydu. Oysa kamuoyu araştırmaları, yerel seçim sonuçları ve son dönemde oluşan siyasal atmosfer, Özgür Özel liderliğindeki CHP’nin uzun yıllar sonra Türkiye’nin birinci partisi konumuna yükseldiğini gösteriyor. Buna rağmen başarıların değil, sürekli olarak kişisel ve siyasi hesaplaşmaların konuşulması, doğal olarak farklı motivasyonların varlığına ilişkin soru işaretlerini büyütüyor.

Türkiye’de siyaset uzun yıllardır benzer bir refleks üretiyor. Hukuksuzluğun tarafı olanlar ya da hukuksuzluktan siyasi fayda sağlayanlar, çoğu zaman yaşanan sorunun kendisini tartışmak yerine dikkatleri başka alanlara yönlendirmeye çalışıyor. Gazetecileri suçluyorlar, medyayı suçluyorlar, muhalifleri suçluyorlar, toplumu suçluyorlar. Ancak bütün bu gürültünün arasında asıl soru cevapsız bırakılıyor:

Eğer ortada bir hukuksuzluk yoksa, neden seçilmiş iradenin yerine mahkeme kararları geçirilmeye çalışılıyor?

Bugün CHP’de yaşanan tartışmanın özü de budur. Ve bu soruya cevap vermeden yapılan her açıklama, hukuksuzluğu açıklamak yerine onu görünmez kılmaya hizmet etmektedir.