1-8 Kasım 2026 tarihleri arasında Türkiye’nin farklı kentlerinde meydana gelen işçi ölümleri, inşaatlardan demir çelik fabrikalarına, tünel çalışmalarından gıda üretimine kadar uzanan çalışma alanlarındaki güvenlik sorunlarını yeniden gündeme getirdi. Aynı hafta, mesleki eğitim kapsamında çalıştırıldığı şantiyede yaşamını yitiren 17 yaşındaki bir öğrencinin ailesinin açıklamaları, çocuk işçiliğinin eğitim sistemiyle kurduğu ilişkiyi görünür kıldı. İş cinayetlerine ilişkin yargılamalar ise ölümlerin ardından sorumluluğun nasıl belirlendiği ve işyerlerinin ne ölçüde denetlendiği sorularını gündeme taşıdı.
Kasım ayının ilk haftasında Türkiye’nin çeşitli kentlerinden gelen ölüm ve yaralanma haberleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarının farklı üretim alanlarında sürdüğünü gösterdi. Sivas’ta tünel inşaatında çalışan bir kalıp ustası geri manevra yapan kamyonun altında kaldı; İzmir’de demir çelik fabrikasında meydana gelen lastik patlamasında bir işçi öldü, bir işçi yaralandı. İstanbul’da inşaatta çalışan bir işçi merdivenlerden düşerek, Mersin’de gıda fabrikasında çalışan genç bir işçi ise üretim kazanına düşmesi sonucu yaşamını yitirdi.
Basına yansıyan bu olaylar, haftanın bütün işçi ölümlerini kapsamıyor. Türkiye genelinde 1-8 Kasım tarihleri arasında meydana gelen ölümlerin kesin toplamını ortaya koyan, doğrulanmış ve tamamlanmış bir haftalık bilanço henüz bulunmuyor. Bununla birlikte adı, yaşı ve çalıştığı işyeri belirlenebilen işçilerin ölümleri, çalışma koşullarındaki tehlikelerin yalnızca belirli bir sektöre özgü olmadığını ortaya koyuyor.
İnşaatlardan Fabrikalara Uzanan Ölümler
Sivas’ın Divriği ilçesinde, Divriği-Arapgir tünel inşaatında çalışan 45 yaşındaki kalıp ustası Hasan Karacalı, geri manevra yapan bir kamyonun çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Beldibi köyü yakınlarında meydana gelen olayın ardından sağlık ve jandarma ekipleri bölgeye sevk edildi. Karacalı’nın olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Kamyon sürücüsü ifadesine başvurulmak üzere jandarmaya götürülürken, ölümün meydana geldiği çalışma alanındaki araç ve yaya güvenliğine ilişkin koşulların soruşturma kapsamında açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
İzmir’in Aliağa ilçesinde, Çakmaklı Mahallesi Ağır Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren bir demir çelik fabrikasının bahçesinde iş makinesinin lastiğine hava basıldığı sırada patlama meydana geldi. Patlamada yaralanan 30 yaşındaki Eyüp Eğinli, kaldırıldığı Aliağa Devlet Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Aynı yaştaki İ.H.K. adlı işçinin tedavisinin sürdüğü bildirildi. Olayla ilgili inceleme başlatılırken, patlamanın teknik nedeni ve bakım işlemi sırasında uygulanan güvenlik önlemleri henüz kesinleşmiş bulgularla açıklanmadı.
İstanbul’un Zeytinburnu ilçesine bağlı Seyitnizam Mahallesi’nde 5 Kasım günü bir inşaatta çalışan 57 yaşındaki kalıp işçisi İlhan Cemaloğlu, binanın merdivenlerinden düşerek yaşamını yitirdi. Sağlık ekipleri, olay yerine ulaştıklarında Cemaloğlu’nun hayatını kaybettiğini belirledi. Cenazesi otopsi için Adli Tıp Kurumuna kaldırılırken, düşmenin nedeni ve inşaat alanındaki güvenlik koşullarına ilişkin soruşturma başlatıldı.
Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Kazanlı Mahallesi’nde bulunan bir makarna fabrikasında ise 7 Kasım günü 21 yaşındaki Aziz Erol, çalıştığı üretim bölümündeki bulgur kazanına düşerek hayatını kaybetti. Olayın ardından fabrikaya sağlık ekipleri sevk edildi. Erol’un cenazesi otopsi için Tarsus Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Genç işçinin kazana nasıl düştüğü, üretim alanındaki koruyucu düzeneklerin durumu ve olayın meydana gelme koşulları hakkında soruşturmanın sonuçları henüz açıklanmadı.
Bu dört ölüm, birbirinden farklı çalışma alanlarında meydana gelmesine rağmen iş güvenliği bakımından ortak inceleme başlıkları taşıyor. İnşaatlarda yüksekten düşmeye karşı koruma ve iş makinelerinin hareket alanlarının ayrılması, fabrikalarda basınçlı ekipmanların güvenli kullanımı ve üretim makinelerinin tehlikeli bölümlerine erişimin önlenmesi, işverenlerin yerine getirmekle yükümlü olduğu koruyucu tedbirler arasında bulunuyor. Her olayda hangi yükümlülüklerin yerine getirildiği ya da ihlal edildiği ise teknik inceleme ve adli soruşturmayla belirlenebilecek.
Çocuk İşçiliği: Okuldan Şantiyeye Uzanan Tehlike
Kasım ayının ilk haftasında çocuk işçiliği konusunda gündeme gelen olaylardan biri, Gaziantep’te 17 yaşındaki Halil İbrahim Yağız’ın ölümüne ilişkin ailesinin açıklamaları oldu. Mehmet Akif Ersoy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 11’inci sınıf öğrencisi Yağız, Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) kapsamında çalışmaya başladığı Şehitkamil ilçesindeki bir inşaatta 28 Eylül’de altıncı kattan düşerek yaşamını yitirmişti. Ölümün meydana geldiği tarih kasım ayına ait olmamakla birlikte, 2 Kasım’da yayımlanan aile açıklamaları olayın çalışma koşullarını yeniden gündeme taşıdı.
Yağız’ın ağabeyi Eyüp Yağız, kardeşinin tesisat ustasının yanında çalışmak üzere gönderildiği şantiyede ilk iş gününde yaşamını yitirdiğini, koruyucu file bulunmadığını ve baret kullanmadan çalıştırıldığını anlattı. Aile, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını ileri sürerek sorumlular hakkında şikâyetçi oldu. Bu iddiaların hukuki karşılığı soruşturma sonucunda belirlenecek olmakla birlikte, 17 yaşındaki bir öğrencinin inşaatın altıncı katında çalıştırılması, mesleki eğitimin sınırları ve çocukların tehlikeli işlerden korunması bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durum oluşturuyor.
MESEM uygulaması, öğrencilerin mesleki eğitimlerini işletmelerde çalışarak sürdürmelerine dayanıyor. Eğitim ile üretim arasındaki bu ilişki, öğrencilerin işyerlerinde geçirdikleri sürenin niteliğini ve karşılaştıkları riskleri önemli hale getiriyor. Çocukların meslek öğrenmesi amacıyla işletmelere yönlendirilmesi, işverenlerin güvenlik yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığı gibi devletin eğitim ve denetim sorumluluğunu da sona erdirmiyor.
2025-2026 eğitim öğretim yılına ilişkin işçi sağlığı izleme verileri, en az 95 çocuk işçinin çalışırken yaşamını yitirdiğini ortaya koydu. Hayatını kaybedenlerin 28’i 5-14, 67’si 15-17 yaş grubundaydı. Ölen çocukların 14’ü göçmen veya mülteciydi. Bu sayılar yalnızca MESEM öğrencilerini değil, farklı sektörlerde çalışan çocukları kapsıyor.
2026 yılının ilk dokuz ayına ilişkin verilerde ise en az 66 çocuk işçinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Çocuk işçiliği yalnızca sanayi işletmelerinde değil, tarım, inşaat, hizmet ve küçük üretim alanlarında da görülüyor. Ailelerin gelir yetersizliği, eğitimden kopuş, kayıt dışı istihdam ve çocuk emeğinin düşük maliyetli işgücü olarak kullanılması, sorunun ekonomik ve toplumsal boyutlarını oluşturuyor.
Dilovası Davası: Üçü Çocuk Yedi İşçinin Ölümünde Tahliye Kararı
Haftanın işçi cinayetlerine ilişkin en önemli yargı gelişmelerinden biri Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde yaşandı. Ravive Kozmetik’e ait parfüm dolum tesisinde 8 Kasım 2025’te çıkan yangında üçü çocuk yedi işçi yaşamını yitirmişti. Olayın üzerinden bir yıl geçerken, 3 Kasım 2026’da görülen davanın beşinci duruşmasında iki tutuklu sanığın tahliyesine karar verildi.
Yangında 15 yaşındaki Nisanur Taşdemir ve Cansu Esetoğlu ile 17 yaşındaki Tuğba Taşdemir yaşamını yitiren çocuk işçiler arasındaydı. Aynı olayda Hanım Gülek, Esma Gikan, Şengül Yılmaz ve daha sonra hastanede hayatını kaybeden Tuncay Yıldız da yaşamını yitirdi.
Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, aralarında şirket yöneticileri ve belediye görevlilerinin de bulunduğu 23 sanık yargılanıyor. Beşinci duruşmada tanıklar dinlenirken, tesisin ruhsatlandırılması ve yangından önce gerçekleştirilen denetimler de ele alındı. Mahkeme, Ali Osman Akat ve Abdurrahman Bayat’ın yurt dışına çıkış yasağıyla tahliyesine, diğer tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 23 Mart 2027’ye bırakıldı.
Ölen işçilerin yakınları ve avukatları tahliye kararına tepki gösterdi. Aileler, yargılamada işverenlerin ve kamu görevlilerinin sorumluluklarının bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasını istiyor. Dosyada işyerinin faaliyet koşulları, denetimlerin yeterliliği ve idari yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği tartışılıyor.
Dilovası davası, iş cinayetlerinin yalnızca olayın meydana geldiği işyerindeki teknik koşullarla açıklanamayacağını da gösteriyor. Ruhsatlandırma, denetim, işveren yükümlülükleri ve kamu görevlilerinin sorumlulukları, işçilerin güvenli çalışma hakkını doğrudan ilgilendiren alanlar olarak yargılamanın konusu haline gelmiş durumda.
Dokuz Ayda En Az 1.736 İşçi Yaşamını Yitirdi
2026 yılının ilk dokuz ayına ilişkin iş cinayetleri verileri, Türkiye’deki çalışma koşullarının daha geniş tablosunu ortaya koyuyor. Ocak-eylül döneminde en az 1.736 işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Yalnızca eylül ayında kaydedilen ölüm sayısı en az 226 oldu.
Eylül ayında ölen işçilerin 50’si inşaat ve yol işkolunda çalışıyordu. Aynı ay 41 işçi yüksekten düşme sonucu hayatını kaybetti. Bu veriler, kasım ayının ilk haftasında İstanbul’da meydana gelen inşaat işçisi ölümüyle birlikte değerlendirildiğinde, yüksekten düşme riskinin inşaat sektöründe devam eden önemli bir tehlike olduğunu gösteriyor.
İş cinayetlerine ilişkin verilerin derlenmesinde de yapısal sorunlar bulunuyor. Kayıt dışı çalışanlar, göçmen işçiler, tarımda aile emeğiyle çalışan çocuklar ve basına yansımayan ölümler nedeniyle bütün vakaların kamuoyuna ulaşması mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle meslek örgütlerinin açıkladığı sayılar çoğunlukla ulaşılabilen ve doğrulanabilen en düşük ölüm sayılarını ifade ediyor.
Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı, işverenlere risk değerlendirmesi yapma, gerekli koruyucu önlemleri alma, çalışanları bilgilendirme ve güvenli çalışma koşulları sağlama yükümlülüğü getiriyor. Ancak bir yükümlülüğün yasada bulunması ile işyerinde uygulanması aynı anlama gelmiyor. Özellikle taşeron çalışma, kayıt dışı istihdam, uzun çalışma saatleri ve yetersiz denetim, iş güvenliğinin uygulanmasını güçleştiren koşullar arasında yer alıyor.
İşçi ölümlerinin ardından açılan soruşturmalar ve davalar, meydana gelen olayların sorumlularını belirlemek bakımından önem taşıyor. Bununla birlikte iş güvenliğinin temel amacı, ölüm gerçekleştikten sonra sorumluluk aramak değil, tehlikeyi önceden belirleyerek ortadan kaldırmak. İnşaatlarda koruyucu sistemlerin kurulması, fabrikalarda makinelerin güvenli hale getirilmesi ve çocukların tehlikeli işlerde çalıştırılmasının önlenmesi, bu nedenle yalnızca teknik değil, aynı zamanda kamusal denetim ve çalışma hakkıyla ilgili yükümlülükler oluşturuyor.
Kasım ayının ilk haftasında Sivas’ta Hasan Karacalı, İzmir’de Eyüp Eğinli, İstanbul’da İlhan Cemaloğlu ve Mersin’de Aziz Erol çalışırken yaşamını yitirdi. Gaziantep’te Halil İbrahim Yağız’ın ölümüne ilişkin ailesinin açıklamaları, çocukların çalışma koşullarını yeniden gündeme taşıdı. Dilovası’nda ise üçü çocuk yedi işçinin ölümüne ilişkin davada sorumluluk tartışmaları sürdü.
Bu olayların her biri ayrı soruşturma ve yargılama süreçlerine konu olsa da ortak bir toplumsal soruyu gündeme getiriyor: Bir ülkede işyerlerinin üretimi sürdürmesi için gerekli ekonomik ve teknik koşullar sağlanırken, aynı işyerlerinde çalışan yetişkinlerin ve çocukların yaşamını koruyacak önlemler neden aynı güvenceyle sağlanamıyor?
- NHA / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), Evrensel, Bianet, Cumhuriyet, Mezopotamya Ajansı, Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Karar, Gazete Pencere, İzmir Gaste, Şafak Gazete, Hakkaniyet Haber, Bugün Kocaeli, Yeni Sakarya, Afyon Türkeli Gazetesi




















