Basın meslek örgütleri, tutuklu gazeteci Alican Uludağ’ın ilk duruşması öncesi Ankara Adliyesi önünde ortak açıklama yapma kararı aldı. “Özgür basın olmadan demokrasi olmaz” vurgusuyla yapılan çağrıda, yalnızca Uludağ’ın değil tüm tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması talep edilirken; gazetecilerin fiziksel olarak mahkeme salonunda savunma yapabilmesinin adil yargılanmanın temel koşulu olduğu ifade edildi.
Türkiye’de gazetecilere yönelik yargı baskısı ve tutuklamalar tartışılmaya devam ederken, basın meslek örgütlerinden dikkat çekici bir ortak çağrı geldi.
Basın Konseyi, DİSK Basın-İş, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), tutuklu gazeteci Alican Uludağ’ın 21 Mayıs’ta görülecek ilk duruşması öncesinde Ankara Adliyesi önünde bir araya geleceklerini duyurdu.
20 Mayıs Çarşamba günü saat 11.00’de yapılacak buluşmada, hem Uludağ’ın yüz yüze yargılanması talep edilecek hem de “Gazetecilik suç değildir” mesajı yeniden kamuoyuna taşınacak.
Basın Örgütlerinden Ortak Demokrasi Vurgusu
Meslek örgütlerinin yayımladığı ortak çağrı metninde, özgür basının demokratik toplumun temel unsurlarından biri olduğu vurgulandı.
Açıklamada şu ifadeler öne çıktı:
“Özgür basın olmadan demokrasi olmaz inancıyla tüm tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrımızı yinelemek, Alican Uludağ’ın Ankara’da hâkimin karşısında yüz yüze yargılanmasını talep etmek üzere buluşuyoruz.”
Basın örgütleri ayrıca yalnızca gazetecileri değil; halkın haber alma hakkını savunan tüm yurttaşları da adliye önündeki açıklamaya davet etti.
Bu çağrı, Türkiye’de son yıllarda giderek ağırlaşan basın özgürlüğü tartışmaları açısından dikkat çekici bir ortak tutum olarak değerlendiriliyor.
Yüz Yüze Yargılama Talebi Öne Çıktı
Açıklamada özellikle “yüz yüze yargılama” vurgusunun öne çıkarılması dikkat çekti.
Basın meslek örgütleri, gazetecilerin SEGBİS üzerinden değil, doğrudan mahkeme salonunda savunma yapabilmesinin adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olduğuna işaret etti.
Bu vurgu, yalnızca Alican Uludağ dosyasına ilişkin değil; Türkiye’de tutuklu gazetecilere yönelik yargılama pratiklerine dair daha geniş bir eleştirinin parçası olarak öne çıkıyor.
Özellikle son yıllarda gazetecilere yönelik soruşturmalar, erişim engelleri, gözaltılar ve tutuklamalar; uluslararası basın özgürlüğü raporlarında da Türkiye’ye yönelik eleştirilerin merkezinde yer alıyor.
“Halkın Haber Alma Hakkı Savunuluyor”
Meslek örgütlerinin açıklamasında gazeteciliğin yalnızca mesleki bir faaliyet olmadığı; toplumun haber alma hakkıyla doğrudan ilişkili kamusal bir görev olduğu vurgulandı.
Bu nedenle gazetecilere yönelik baskının yalnızca bireysel hak ihlali değil, aynı zamanda kamusal bilgi akışına yönelik müdahale anlamı taşıdığı ifade edildi.
Özellikle bağımsız ve eleştirel gazeteciliğin yargısal baskılarla karşı karşıya bırakılmasının, demokratik kamusal alanı daralttığı yönündeki değerlendirmeler son dönemde daha sık dillendiriliyor.
Basın örgütlerinin ortak çağrısı da tam bu noktada, gazetecilik faaliyetinin kriminalize edilmesine karşı kolektif bir itiraz niteliği taşıyor.
Basın Özgürlüğü Tartışmaları Derinleşiyor
Türkiye’de gazetecilere yönelik davalar, yalnızca hukuk çevrelerinde değil; siyasal ve toplumsal düzlemde de önemli tartışmalara yol açmayı sürdürüyor.
Gazetecilerin tutuklu yargılanması, ifade özgürlüğü sınırları, kamu yararı ve haber alma hakkı gibi başlıklar; özellikle uluslararası basın kuruluşları ve insan hakları örgütleri tarafından yakından izleniyor.
Basın meslek örgütlerinin Ankara Adliyesi önündeki buluşması da bu tartışmaların yeni halkalarından biri olarak görülüyor.
Ortak çağrının merkezindeki mesaj ise oldukça net:
“Gazetecilik suç değildir.”














