Şiddete uğramış kadınların ve çocuklarını tek başına büyüten annelerin dayanışmasıyla gelişen MOKİD, depremden sonra hayatlarını yeniden kurmaya çalışan kadınlara da kapılarını açtı. Mardin’de bir yemek molasında tanıştığım bu girişim, kadınların birbirlerine tutunarak nasıl güçlenebildiklerinin sessiz ama anlamlı bir hikâyesini taşıyor.
Mardin’in sokaklarında yürürken insan bazen hiç beklemediği bir yerde, bir kentin bütün görkemli tarihinden daha derine dokunan küçük bir hayat hikâyesiyle karşılaşıyor. Taşların yüzyıllardır sakladığı seslerin, birbirine karışan dillerin ve dar sokakların arasında, kapısının üzerinde pembe bir tencere resmi bulunan MOKİD Mutfağı da benim için böyle bir karşılaşmanın mekânı oldu. İlk bakışta sıradan bir restoran görünümündeydi. Oysa içeri girip yemek yediğim, çalışanlarla ayaküstü de olsa sohbet ettiğim bu yerde, bir lokantanın çok ötesine uzanan bir kadın dayanışmasının bulunduğunu öğrendim. Mardin’de geçirdiğim zamanın küçük bir parçası olarak kalabilecek bu ziyaret, sonradan üzerinde uzun uzun düşündüğüm bir insanlık hikâyesine dönüştü.
Restorana hem bu dayanışmaya küçük bir katkıda bulunmak hem de yemek yemek için uğramıştım. Çalışanlarla konuşmamız uzun sürmedi; ne önceden hazırlanmış sorularım vardı ne de bir haber yapmak düşüncesiyle gitmiştim. Ancak bazen birkaç cümle, insanın daha önce bilmediği bir dünyanın kapısını aralamaya yetiyor. Orada öğrendiklerim, bir tabak yemeğin ardında yalnızca mutfakta harcanan emeğin değil, yaşadıkları güçlükler karşısında birbirlerine tutunmayı seçmiş kadınların hikâyelerinin de bulunduğunu gösterdi. Restorandan ayrılırken aklımda kalan, yediğim yemekten çok, bu kadınların kurmaya çalıştıkları hayat oldu.
Mardin Ortak Kadın İşbirliği Derneği (MOKİD), şiddete uğramış kadınların, ayrılık sonrasında çocuklarını tek başlarına büyütmek zorunda kalan annelerin korunması, desteklenmesi ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilmeleri düşüncesiyle gelişen bir dayanışma girişimi. Kadınların yalnızca yaşadıkları acıların mağduru olarak görülmemesi, kendi emekleriyle hayatlarını yeniden kurabilecekleri olanaklara kavuşmaları, bu çalışmaların temelinde yer alıyor. Çünkü bir kadının şiddet gördüğü evden ayrılması, çoğu zaman yalnızca bir kapıyı kapatıp çıkması anlamına gelmiyor. Ardında bıraktığı hayatla birlikte ekonomik güvencesini, alıştığı çevreyi, kimi zaman ailesinin desteğini de kaybedebiliyor. Hele yanında çocukları varsa, özgürlüğe doğru attığı her adımın önünde geçim kaygısı, barınma sorunu ve yarına ilişkin belirsizlikler birikebiliyor.
Böyle zamanlarda dayanışma, güzel bir söz olmaktan çıkıp hayatın kendisine dönüşüyor. Bir kadının başka bir kadına uzattığı el, yalnızca acısını paylaşmak için değil, yeniden ayağa kalkabilmesi için de gerekli. İşte MOKİD’in kadınların mesleki beceriler kazanmasını, birlikte üretmesini ve gelir elde etmesini amaçlayan çalışmaları, bu ihtiyacın içinden doğuyor. Derneğin çalışmalarından gelişen KADİM Kooperatifi ve MOKİD Mutfağı, kadınların başkalarının yardımına sürekli ihtiyaç duymadan yaşayabilecekleri ekonomik koşulları oluşturma arayışının somut örnekleri arasında bulunuyor.
Depremin Ardından Genişleyen Dayanışma
6 Şubat 2023 depremleri, bu dayanışmanın kapısını başka kadınlara da açtı. Deprem yalnızca evleri yıkmamış, insanların yıllarca emek vererek kurdukları hayatları da dağıtmıştı. Bir sabah uyandıklarında evlerini, yakınlarını, işlerini ve alıştıkları sokakları kaybetmiş insanların başka kentlerde yeniden yaşama tutunması gerekiyordu. Özellikle çocuklarıyla birlikte yer değiştirmek zorunda kalan kadınlar için bu yolculuk, yalnızca bir şehirden başka bir şehre gitmek değildi. Geride bırakılan hayatın yerine, bilinmeyen bir yerde yeni bir hayat kurmaya çalışmaktı.
MOKİD, başlangıçta şiddete uğramış kadınların ve yalnız annelerin güçlenmesine yönelik çalışmalarını, depremin ardından mağdur kadınları da kapsayacak biçimde genişletti. Derneğin çalışmalarından doğan KADİM Kooperatifi, Alman yardım kuruluşu Welthungerhilfe ve RTL Vakfı’nın desteğiyle depremzedeler için sıcak yemek hazırlamaya başladı. Mart 2023’te Mardin’de bir taziyeevinde kurulan mutfakta her gün yaklaşık bin kişilik yemek hazırlanarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı. Bu çalışma, felaketin ardından yalnız kalan insanlara uzatılmış bir dayanışma eli olduğu kadar, kadınların ortak üretim deneyiminin de yeni bir aşamasıydı.
Daha sonra deprem nedeniyle Hatay ve Kahramanmaraş’tan Mardin’e gelen bazı kadınlar da bu üretim sürecine katıldı. Böylece farklı nedenlerle hayatları kesintiye uğramış kadınların yolları aynı dayanışma içinde buluştu. Kimi şiddetten uzaklaşmaya çalışmış, kimi çocuklarıyla yeni bir yaşam kurmanın yükünü üstlenmiş, kimi de depremde evini ve işini kaybetmişti. Yaşadıkları acılar birbirinden farklıydı; fakat kendi ayakları üzerinde durabilme isteği, onları ortak bir çabanın içinde buluşturuyordu.
Bu deneyimin ardından MOKİD Mutfağı, 2 Şubat 2024’te Mardin’in Artuklu ilçesinde hizmete açıldı. Kadınlara istihdam sağlamak, kooperatif üretimini desteklemek ve ihtiyaç sahiplerine sıcak yemek ulaştırmak amacıyla oluşturulan restoran, dayanışmanın gündelik hayatın içine taşındığı bir mekâna dönüştü. Askıda yemek uygulamasıyla da ödeme gücü bulunmayan insanlara ulaşılması amaçlandı. Böylece bir kadın dayanışması, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan kadınların emeğiyle başka insanların sofralarına da uzanmaya başladı.
Bir Tabak Yemeğin Taşıdığı Hikâye
MOKİD Mutfağı’nda otururken bütün bu geçmişi henüz bilmiyordum. Çalışanlarla yaptığım kısa sohbet, sonradan öğrenmek isteyeceğim pek çok şeyin başlangıcı oldu. Belki de beni en çok etkileyen, burada dayanışmanın büyük sözlerle değil, gündelik hayatın sıradan işleriyle kuruluyor olmasıydı. Yemek hazırlanıyor, masalar düzenleniyor, müşteriler karşılanıyor, hesaplar ödeniyor; dışarıdan bakıldığında herhangi bir restoranda görülebilecek işler yapılıyordu. Fakat bu sıradanlığın içinde, kadınların kendi emekleriyle bağımsız bir hayat kurma çabası bulunuyordu.
Bir kadının çalışarak kazandığı parayı evine götürmesi, özellikle yaşamının bir döneminde başkalarının kararlarına bağımlı kalmışsa, yalnızca ekonomik bir kazanç değildir. Çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayabilmek, kendi geleceğine ilişkin karar verebilmek, kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceğini hissetmek, insanın kendisine duyduğu güveni de değiştirebilir. Elbette düzenli bir iş, geçmişte yaşanan şiddetin izlerini kendiliğinden silmez. Kaybedilen yakınları, yıkılan evleri, yarım kalan hayatları geri getirmez. Ama insanın yarına doğru yürüyebilmesi için yeniden bir zemin oluşturabilir.
Bu tür girişimlerin değerini anlatırken kadınların yaşadığı sorunları yalnızca kişisel dayanıklılık hikâyelerine indirgememek gerekiyor. Şiddete uğrayan kadınların güvenli barınmaya, hukuki korunmaya, sosyal güvenceye ve ulaşılabilir çocuk bakım hizmetlerine ihtiyacı var. Bunlar gönüllü kuruluşların iyilikseverliğine bırakılabilecek konular değil, toplumun ve kamusal kurumların sorumluluğudur. Ancak bu sorumlulukların yeterince karşılanmadığı yerde kadınların birbirlerine tutunarak geliştirdikleri dayanışma, yalnızlığın aşılabilmesi bakımından ayrı bir değer taşıyor.
MOKİD’in çalışmalarını anlamlı kılan da kadınları yalnızca korunmaya ihtiyaç duyan kişiler olarak görmemesi. Çünkü bir insanın korunmasıyla kendi hayatı üzerinde yeniden söz sahibi olması birbirini tamamlayan ama farklı süreçlerdir. Birincisi tehlikeden uzaklaşabilmesini, ikincisi ise o tehlikeye yeniden mahkûm olmadan yaşayabileceği koşullara kavuşmasını gerektirir. Birlikte çalışmak, üretmek ve dayanışmak, bu ikinci yolun açılmasına yardımcı olabilir.
Mardin’den ayrılırken yanımda büyük bir kuruluşun gösterişli başarı hikâyesini değil, küçük bir restoranın içinde karşılaştığım insanların emeğine ilişkin bir düşünceyi götürdüm. Oradaki kadınların her birinin geçmişini bilmiyorum; birkaç dakikalık sohbetten onların bütün hayatlarını anlatmaya kalkışmak da doğru olmaz. Ama o kısa karşılaşma, bir mekânın ardındaki toplumsal çabayı öğrenmeme ve üzerine düşünmeme yetti. Belki de tanıklığın en anlamlı yanı budur: İnsan bazen bilmediği hayatlara ilişkin hüküm vermeden de onlardan etkilenebilir.
Mardin’in eski taşları arasında karşılaştığım bu küçük mutfak, bana dayanışmanın her zaman büyük meydanlarda, kalabalık toplantılarda ya da yüksek sesli sözlerde aranmayacağını hatırlattı. Bazen bir kadının başka bir kadına iş öğrenirken gösterdiği sabırda, birlikte hazırlanan bir yemekte, evine kendi kazancıyla dönebilmenin sessiz sevincinde de yaşar. Birbirlerini yalnızca yaşadıkları acılarla değil, birlikte kurabilecekleri hayatla tanımaya başlayan kadınların dayanışması, belki de en çok burada anlam kazanır.
O gün restorana yalnızca yemek yemek ve küçük bir katkıda bulunmak için girmiştim. Çıkarken ise bir haber yazma isteği taşıyordum. Çünkü bazen bir tabak sıcak yemek, insanın önüne yalnızca bir sofrayı değil, başkalarının yeniden kurmaya çalıştığı hayatları da getiriyor. MOKİD Mutfağı benim için böyle bir karşılaşmanın adı oldu; Mardin’den geriye kalan, unutmak istemediğim küçük ama derin bir insanlık hikâyesi.




















