Bir siyasetçinin zaman içinde görüş değiştirmesi başlı başına eleştirilecek bir durum değildir. Demokrasi, insanların düşüncelerini gözden geçirebilmesini ve yeni siyasal tercihler yapabilmesini de içerir. Ancak tartışılması gereken nokta, değişimin yönünden çok, bu değişimin hangi ilkelere dayanarak gerçekleştiğidir.
Kemal Kılıçdaroğlu’na yakınlığı ile bilinen Eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın sosyal medya hesabından yaptığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Adlarımız ne olursa olsun, soyadımız Türkiye Cumhuriyeti’dir.” sözlerine destek veren paylaşımı da tam bu nedenle yalnızca güncel bir siyasi mesaj olarak okunamaz. Bu açıklama, aynı zamanda Türkiye siyasetinde son yıllarda sıkça rastlanan ilkesel savrulmaların sembollerinden biri olarak değerlendirilmeyi hak ediyor.
Ali Kılıç, uzun yıllar sosyal demokrat siyasetin içinde yer aldı. Kamuoyunda yalnızca CHP’li kimliğiyle değil, geçmişte Almanya’daki Alevi örgütlenmeleri içerisindeki çalışmalarıyla da tanındı. Siyasal yaşamı boyunca laiklik, çoğulculuk, sosyal demokrasi ve muhalefet siyasetiyle özdeşleşen bir isim olarak öne çıktı. Bugün ise aynı isim, yıllarca en sert biçimde eleştirdiği siyasal anlayışın kullandığı dili ve sembolleri sahiplenerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemini “birlik ve kardeşliğin en güçlü ifadesi” olarak tanımlıyor.
Elbette herkes siyasal tercih değiştirebilir. Fakat kamuoyu, bu değişimin gerekçesini sorgulama hakkına da sahiptir. Çünkü siyaset yalnızca pozisyon değiştirmek değil, aynı zamanda seçmene karşı ahlaki ve politik bir tutarlılık sorumluluğu taşır.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan en büyük krizlerden biri de tam burada ortaya çıkıyor. Partiler değişiyor, ittifaklar değişiyor, söylemler değişiyor; ancak değişmeyen tek şey, siyasetçilerin büyük bölümünün bu dönüşümleri topluma açıklama ihtiyacı duymaması oluyor. Dün savunduğunun tam tersini bugün savunurken, bunun nedenini izah etmeyen bir siyaset, güven üretmek yerine kuşku üretir.
Ali Kılıç’ın paylaşımı da bu açıdan yalnızca bireysel bir tercih değildir. Aynı zamanda Türkiye’de siyasetin giderek ilke eksenli olmaktan çıkıp güç merkezleri etrafında yeniden şekillendiğine dair tartışmaları besleyen örneklerden biridir.
Asıl mesele Erdoğan’a destek vermesi değildir. Demokratik bir düzende herkes istediği siyasi görüşü savunabilir. Tartışılması gereken, yıllarca belirli değerler adına siyaset yapmış isimlerin, bu değerlerden neden uzaklaştıklarını kamuoyuna açıklamadan bambaşka bir siyasi çizginin en güçlü savunucuları hâline gelmeleridir.
Çünkü siyaset, hafızası olmayanların değil; toplumsal hafızaya hesap verenlerin işidir. Dün söyledikleriyle bugün söyledikleri arasında derin bir uçurum bulunan siyasetçiler, en çok da kendi siyasi geçmişlerini tartışmaya açarlar.
Türkiye’nin bugün yaşadığı güven krizinin önemli nedenlerinden biri de budur. Seçmen artık yalnızca ne söylendiğine değil, söyleyen kişinin dün ne söylediğine de bakıyor. İlkesizliğin normalleştiği yerde ideolojiler anlamını yitirir, siyasi kimlikler ise kolayca değiştirilebilen etiketlere dönüşür. Geriye ise yalnızca iktidarın merkezine yakın durmanın belirlediği bir siyaset anlayışı kalır. İşte kamuoyunda en büyük sorgulama da tam bu noktada başlıyor.
- Siyasetin En Büyük Dönüşümü Fikirlerde Değil, İlkelerde Yaşanıyor - 1 Temmuz 2026
- Özgür Özel Korkusu Büyüdükçe Hikâye de Büyüyor - 28 Haziran 2026
- Silivri’nin Duvarları: Adaletin Mekânı mı, İktidarın Sahnesi mi? - 27 Haziran 2026













