Türkiye’de gençlik uzun süredir yalnızca işsiz değil; aynı zamanda yönsüz, güvencesiz ve geleceksiz bırakılmış durumda. Eğitim sistemiyle çalışma yaşamı arasındaki bağın kopması, diplomaların değersizleşmesi, genç emeğinin ucuz işgücü deposuna dönüştürülmesi ve sendikal örgütsüzlük; bugün milyonlarca gencin hayatını belirleyen temel gerçeklikler haline geldi. DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi’nin yayımladığı “Türkiye’de Genç İstihdamı Raporu”, tam da bu nedenle yalnızca ekonomik bir veri seti değil; Türkiye’nin geleceğine dair ciddi bir toplumsal alarm niteliği taşıyor.
Rapordaki en çarpıcı veri şu: Türkiye’de 15-24 yaş arası 2 milyon 684 bin genç ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor. Başka bir ifadeyle her dört gençten biri, hem eğitim sisteminin hem de çalışma yaşamının dışında kalmış durumda. Uluslararası literatürde “NEET” olarak tanımlanan bu kategori, yalnızca işsizliği değil; toplumsal dışlanmayı, umutsuzluğu ve gelecek kaybını ifade ediyor.
Ve bu tablo artık geçici değil, yapısal.
Üniversite Diploması Yoksulluğa Karşı Koruma Sağlamıyor
Raporun en sarsıcı yönlerinden biri, yükseköğretim mezunları arasındaki işsizlik oranlarına ilişkin veriler oldu. TÜİK’in 2025 verilerine göre gençler arasında en yüksek işsizlik oranı üniversite mezunlarında görülüyor. Üniversite mezunu gençlerde işsizlik oranı yüzde 23,5 seviyesine ulaşmış durumda. Yani yaklaşık her dört üniversite mezunu gençten biri işsiz.
Bu veri, uzun yıllardır sürdürülen “her şehre bir üniversite” politikasının yarattığı yapısal sonuçları yeniden gündeme taşıyor. Çünkü Türkiye’de yükseköğretim niceliksel olarak büyürken, mezunların niteliklerine uygun iş alanları aynı ölçüde genişlemedi. Üniversiteler birer bilim ve üretim merkezi olmaktan çok, genç işsizliği geçici olarak görünmez kılan bekleme salonlarına dönüştü.
Bugün Türkiye’de diploma, eskisi gibi sınıf atlama garantisi sunmuyor. Aksine birçok genç için diplomalı işsizlik, yeni normal haline geliyor.
Daha dikkat çekici olan ise meslek lisesi mezunlarının işsizlik oranının üniversite mezunlarından düşük olması. Rapora göre meslek lisesi mezunlarında işsizlik oranı yüzde 13,1 seviyesinde. Bu durum, teknik beceriye dayalı alanların piyasada daha hızlı karşılık bulduğunu gösterse de, meselenin özü burada değil.
Çünkü sorun yalnızca “iş bulmak” değil; insanca yaşanabilecek, güvenceli ve sürdürülebilir bir iş bulabilmek.
Bugün gençlerin önemli bir bölümü düşük ücretli, geçici, esnek ve sosyal güvenceden yoksun işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Bu nedenle istihdam verileri artarken gençlerin gelecek kaygısı azalmıyor; tersine derinleşiyor.
Genç Kadınlar Çifte Dışlanmanın İçinde
Raporun ortaya koyduğu bir diğer kritik gerçeklik ise genç kadınların durumu. Türkiye’de NEET oranı erkeklerde yüzde 16,3 iken, kadınlarda yüzde 30,9’a yükseliyor. Başka bir ifadeyle her üç genç kadından biri ne eğitimde ne de çalışma yaşamında yer alabiliyor.
Bu tablo yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğrudan sonucu.
Kadınların eğitimden kopması, bakım emeğinin kadınların üzerine yıkılması, güvencesiz çalışma koşulları ve kamusal sosyal desteklerin yetersizliği; genç kadınları sistematik biçimde işgücünün dışına itiyor. Türkiye’de genç kadın işsizliği artık yalnızca istihdam meselesi değil, aynı zamanda sosyal haklar ve toplumsal eşitlik meselesi haline gelmiş durumda.
Üstelik bu dışlanma görünmezleşiyor. Çünkü çalışmayan genç kadınların önemli bir bölümü resmi işsiz kategorisine dahi dahil edilmiyor. İş aramaktan vazgeçmiş olmak, Türkiye’de istatistiksel olarak “işsiz” sayılmamanın yolu haline geliyor.
Gençlik Ucuz İşgücü Deposuna Dönüştürüldü
Raporda özellikle dikkat çekilen başlıklardan biri de genç emeğinin giderek daha güvencesiz hale gelmesi. Staj, çıraklık, geçici çalışma, kısmi süreli istihdam ve kayıt dışı çalışma biçimleri; gençler için artık istisna değil, olağan çalışma modeli haline geliyor.
Türkiye ekonomisi uzun süredir düşük ücret rekabeti üzerinden şekilleniyor. Bu modelin en kırılgan halkasını ise gençler oluşturuyor. Çünkü genç işçiler daha düşük ücretle, daha uzun sürelerle ve daha sınırlı haklarla çalıştırılabiliyor.
Bu nedenle genç işsizliği yalnızca “iş bulamama” sorunu değil; aynı zamanda emeğin değersizleştirilmesi sorunudur.
Bugün üniversite mezunu bir genç, diplomasıyla asgari ücret seviyesinde iş arıyor. Bir başka genç ise sigortasız çalışmayı “deneyim kazanmak” adına kabul etmek zorunda bırakılıyor. Gençlik, sermaye için ucuz ve esnek işgücü rezervine dönüştürülmüş durumda.
Sendikasızlaştırılan Bir Kuşak Yetişiyor
Raporun en kritik verilerinden biri de sendikalaşma oranları. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre 15-24 yaş grubunda resmi sendikalaşma oranı yüzde 6,3 görünse de, kayıt dışı istihdam dahil edildiğinde gerçek oran yüzde 3,8’e kadar düşüyor.
Bu oran, Türkiye’de gençliğin neredeyse tamamen örgütsüz bırakıldığını gösteriyor.
Özellikle konaklama, eğlence, inşaat ve iletişim sektörlerinde sendikalaşma oranlarının yüzde 3’ün altına düşmesi; genç emeğinin en yoğun sömürü alanlarında örgütlenmenin bilinçli biçimde engellendiğini ortaya koyuyor.
Çünkü güvencesiz çalışma ile örgütsüzlük birbirini besleyen iki temel mekanizma.
Sendikasız gençlik; düşük ücretlere, uzun çalışma saatlerine, mobbinge ve iş güvencesizliğine daha açık hale geliyor. Böylece gençlik yalnızca ekonomik olarak değil, siyasal ve toplumsal olarak da etkisizleştiriliyor.
Türkiye’nin Asıl Krizi Gelecek Krizidir
Türkiye’de genç işsizliği artık yalnızca ekonomik bir veri olarak ele alınamaz. Çünkü bugün yaşanan sorun, doğrudan ülkenin geleceğini ilgilendiriyor.
Eğitim sistemine güvenin azalması, diplomaların değer kaybetmesi, gençlerin yurt dışına yönelmesi, umutsuzluğun yaygınlaşması ve örgütsüz çalışma biçimlerinin kalıcı hale gelmesi; Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda çok daha derin toplumsal kırılmalar yaşayabileceğine işaret ediyor.
DİSK/Genel-İş’in raporunda sıralanan öneriler bu açıdan önemli bir çerçeve sunuyor: kamusal istihdamın artırılması, genç kadınlara yönelik sosyal desteklerin güçlendirilmesi, kayıt dışı istihdamla mücadele edilmesi, güvenceli çalışma koşullarının sağlanması ve sendikal hakların genişletilmesi…
Ancak mesele yalnızca teknik önlemler değil.
Türkiye’nin gençliğe nasıl baktığıyla ilgili temel bir zihniyet sorunu var. Gençleri yalnızca ucuz işgücü olarak gören, eğitimi piyasanın kısa vadeli ihtiyaçlarına göre şekillendiren ve geleceği bireysel rekabet üzerinden tarif eden anlayış değişmeden; açıklanan her yeni veri, yalnızca büyüyen bir toplumsal çöküşün istatistiği olmaya devam edecek.
Çünkü bir ülke, gençlerine yalnızca iş değil; gelecek de sunabilmelidir.
Bugün Türkiye’de eksik olan tam olarak budur.
Kaynaklar:
- DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi, “Türkiye’de Genç İstihdamı Raporu” | Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 İşgücü Verileri | Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2026 Ocak Sendikalaşma İstatistikleri
- Türkiye’de Gençlik İşsizliğin Değil, Güvencesizliğin İçinde Büyüyor - 18 Mayıs 2026
- Korkunun Gölgesinde Kurulan Siyaset - 8 Mayıs 2026
- Bir Sabah Üç Fidan Asıldı, Bir Ülkenin Vicdanı Susturuldu - 6 Mayıs 2026



















