Esma Buçan, iddianamesiz geçen 353. güne dikkat çekerek çocukların ve ailelerin adalet bekleyişinin ağırlaştığını belirtti. Açıklama, Türkiye’de bazı soruşturmalarda iddianamelerin uzun süre hazırlanmaması tartışmasını yeniden gündeme taşırken, hukuk çevrelerinde bu durumun “makul sürede yargılanma hakkı” açısından ciddi bir sorun oluşturduğu yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
İddianamesiz Süre Tartışması Büyüyor
Esma Buçan’ın sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bugün iddianamesiz 353. gün” ifadesiyle sürecin uzamasına dikkat çekildi. Paylaşımda, yargılamanın başlaması için temel unsur olan iddianamenin gecikmesinin yalnızca sanıkları değil, aileleri ve özellikle çocukları da etkilediği vurgulandı.
Buçan, adaletin gecikmesinin toplumsal bir yük oluşturduğunu belirterek, bekleyişin artık bireysel bir hukuki süreç olmaktan çıkıp insani bir travmaya dönüştüğünü ifade etti. Açıklamada, uzun süren belirsizliğin psikolojik ve sosyal etkilerine dikkat çekildi.
Hukuki Belirsizlik Ve Keyfilik Eleştirisi
Kamuoyunda tartışma yaratan sürecin yalnızca bireysel dosyalarla sınırlı olmadığı, benzer şekilde çeşitli belediye başkanları ve kamu görevlilerinin de uzun süredir iddianame beklediği yönündeki eleştiriler gündeme taşındı.
Hukuk çevrelerinde bu durum, yargı süreçlerinin öngörülebilirliği ve “makul sürede yargılanma hakkı” açısından değerlendirilirken, gecikmelerin yargıya olan güveni zedelediği yorumları yapılıyor. Eleştiriler, soruşturma süreçlerinin belirsizliğinin, kişilerin özgürlük alanı üzerinde fiili bir baskı oluşturduğu yönünde yoğunlaşıyor.
Adalet Bekleyişi Toplumsal Yük Haline Geliyor
Esma Buçan’ın paylaşımı üzerinden yeniden görünür hale gelen tartışma, yalnızca hukuki bir prosedür meselesi olarak değil, aynı zamanda toplumsal adalet algısı açısından da ele alınıyor. Uzayan soruşturma süreçlerinin, suçluluk veya masumiyet kararı verilmeden kişileri uzun süre belirsizlikte bırakması, hukuk devletinin temel ilkeleri açısından eleştirilere neden oluyor.
Bu çerçevede, iddianamesiz geçen sürelerin artması, yargı sisteminde “gecikmiş adalet” tartışmalarını yeniden güçlendirirken, kamuoyunda bu durumun istisna değil giderek yaygın bir pratik haline gelip gelmediği sorusu öne çıkıyor.

















