back to top
Ana Sayfa Haberler İstanbul Barosu: Mizahı Yargılamak Hukuk Devletini Zedeler

İstanbul Barosu: Mizahı Yargılamak Hukuk Devletini Zedeler

İstanbul Barosu, stand-up gösterisi nedeniyle hakkında soruşturma açılan ve yurt dışından dönüşünde gözaltına alınan komedyen Deniz Göktaş’a ilişkin yaptığı açıklamada, gözaltı işleminin Anayasa’nın güvence altına aldığı ifade, sanat ve kişi özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini belirtti. Baro, ters kelepçe uygulaması ve gözaltı görüntülerinin kamuoyuyla paylaşılmasını ise insan onurunu zedeleyen, ölçülülük ilkesini aşan ve gözdağı niteliği taşıyan bir uygulama olarak değerlendirdi.

Barodan Anayasa Ve İfade Özgürlüğü Vurgusu

İstanbul Barosu, “Mizah Suç Değildir, Deniz Göktaş Serbest Bırakılsın” başlıklı açıklamasında, Deniz Göktaş hakkında başlatılan soruşturma ve uygulanan gözaltı tedbirinin Anayasa’nın düşünce, ifade ve sanat özgürlüğünü güvence altına alan 25, 26 ve 27’nci maddeleri ile kişi özgürlüğünü düzenleyen 19’uncu maddesi bakımından ciddi hak ihlali iddiaları doğurduğunu belirtti.

Açıklamada, demokratik toplumlarda mizahın kamusal tartışmayı besleyen temel ifade biçimlerinden biri olduğu vurgulanarak, ifade özgürlüğünün yalnızca toplumun benimsediği görüşleri değil; rahatsız edici, sarsıcı ve iktidarı eleştiren düşünceleri de koruduğu hatırlatıldı. Baro, nefret söylemi ya da şiddet çağrısı içermeyen mizahi anlatımların ceza soruşturmalarına konu edilmesinin demokratik toplum ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etti.

“Gözaltı Tedbiri Ölçülülük İlkesini Karşılamıyor”

İstanbul Barosu, Deniz Göktaş’ın hakkında yürütülen soruşturmadan haberdar olmasına rağmen kendi iradesiyle Türkiye’ye döndüğüne dikkat çekerek, bu durumda gözaltı tedbirine başvurulmasının zorunluluk ve ölçülülük kriterleriyle bağdaşmadığını savundu.

Açıklamada, Anayasa’nın 13’üncü maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerektiği anımsatıldı. Baro, mevcut koşullar altında uygulanan gözaltı işleminin bu anayasal ilkelere uygun olmadığı değerlendirmesinde bulundu.

Ters Kelepçe Ve Görüntülerin Servisi Tepki Çekti

Baronun açıklamasında en dikkat çeken değerlendirmelerden biri ise ters kelepçe uygulaması ve emniyet içerisinde çekilen görüntülerin kamuoyuna servis edilmesine ilişkin oldu.

İstanbul Barosu, ters kelepçe uygulanmasının ve bu görüntülerin paylaşılmasının adli sürecin zorunlu bir parçası olmadığını belirterek, bunun güç gösterisi niteliği taşıdığını ifade etti. Açıklamada, söz konusu uygulamanın insan onurunu zedelediği, kötü muamele yasağı kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gerektiği ve masumiyet karinesini gölgelediği savunuldu.

Baroya göre, gözaltı görüntülerinin kamuoyuna servis edilmesi yalnızca ilgili kişiyi hedef almıyor; aynı zamanda toplumun tamamına yönelik caydırıcı bir mesaj niteliği taşıyor ve hukuk devletinin temel ilkeleriyle bağdaşmıyor.

“Sanat Üzerinde Caydırıcı Etki Oluşturuyor”

İstanbul Barosu, ceza soruşturmalarının yalnızca bireysel hakları değil, sanatsal üretim ve eleştirel düşünce ortamını da etkilediğine dikkat çekti.

Açıklamada, mizah ve politik hicvin demokratik toplumlarda yönetenlerin ve toplumun kendisiyle yüzleşmesini sağlayan önemli araçlar olduğu belirtilirken, bu alana yönelik cezai müdahalelerin otosansürü yaygınlaştıracağı ve ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratacağı uyarısında bulunuldu.

Baro, yetkili makamları sanatsal ifade özgürlüğünü ceza tehdidiyle sınırlandıran uygulamalardan vazgeçmeye çağırarak, Deniz Göktaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve yürütülen soruşturmanın takipsizlik kararıyla sonuçlandırılmasını istedi.

Bu açıklama, Deniz Göktaş soruşturmasına ilişkin tartışmanın yalnızca ceza hukuku boyutunda değil; ifade özgürlüğü, sanatın korunması, ölçülülük ilkesi, kişi özgürlüğü ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde de değerlendirilmesi gerektiği yönündeki hukuki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.